12 Mart 2009 Perşembe

Övül Avkıran Röportajı - Sistem benmişim!

Sistem benmişim!

Dünyanın her yerinde kadınlar şiddeti sorguluyor. Erkeğin, bedenleri üzerindeki hâkimiyetine karşı çıktıkça şiddet artsa da susmuyorlar. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü. Eylemler var elbette, garajistanbul sahnesi de kadınlar için açılıyor...

Cumhuriyet Gazetesi - Pazar Dergi - Müge Serçek



25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü… Kadınlar bunu bir haftalık eylem zamanına çevirip soruna dikkat çekecekler… garajistanbul da 24-30 Kasım tarihleri arasında üç ülkeden, üç oyunla kadına yönelik şiddeti sorgulayacak; “Is.man”, “ehrensache” ve “Oyunu Bozuyorum”… “Oyunu Bozuyorum”u Övül Avkıran, Mustafa Avkıran’la birlikte hem yönetiyor hem oynuyor.

- 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele” gününe sanatçı olarak kayıtsız kalmadınız ve garajistanbul’un 24-30 Kasım haftasını namus oyunlarına ayırdınız.
Mustafa Avkıran: Bu yıldan başlayarak, her yıl böyle bir etkinlik gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Dünyadaki namus oyunlarına karşı tepkimizi, tavrımızı ve politik duruşumuzu, kadın bedeni ve namus üzerine oyunlar oynayarak, kendi ölçeğimizde dillendirmeye çalışacağız.

- Uğruna cinayetler işlenen “Namus” nedir peki?
M. Avkıran: Kelime kökü namos’tan, nemalanmaktan geliyor aslında. Bir erkeğe ait olan şeylerin tümü gibi duruyor. Kadın bedeni üzerinde oynanan her türlü oyuna namus diye bakılıyor.

Övül Avkıran: Farklı kültürlerde pek karşılığı olmayan bir kavram. Bizdeki anlamı, erkeğin kadının bedeni üzerinde kurduğu hâkimiyet.

- Doğu’da olunca namus cinayeti olarak adlandırılan vahşet, Batı’da aşk cinayeti olarak daha tekil bir şeymiş gibi algılanıyor. Bu farklılığı yaratan bizim algılarımız mı?
Ö. Avkıran: “Oyunu Bozuyorum”u İsviçre’de oynadık ve izleyicilerle bir söyleşi düzenledik. Oyun çok büyük alkış aldı, ama sahnedeyken bazı izleyicilerin rahatsız olduğunu hissettim. Onlardan biri söyleşi sırasında “bu bahsettiğiniz namus kavramı bizim değil, doğunun sorunudur” dedi. Bunun üzerine masamızda oturan İsviçre Sığınma Evleri Başkanı istatistikleri açıkladı. İsviçre’de namus mağduru kadınların, bizimkiyle yarışacak derecede olduğunu görünce salondaki herkes şaşkınlık geçirdi, çünkü herkes bu olayı kendisinden uzaklaştırmış, “Bizim değil, başkasının sorunu” diye bakmıştı.

- “Oyunu Bozuyorum”u İstanbul’da oynadığınızda da benzer tepkiler aldınız mı?
Ö. Avkıran: Burada da oyunu Doğu’da oynamamızın daha doğru olacağını söyleyenler çıktı. Anlayacağınız biz Doğu’ya gittikçe bu durum daha Doğu’nun sorunuymuş gibi karşımıza çıktı. İnsanlar nedense kendi üzerlerine almıyorlar. Bugün bir kadın sanatçı olarak dünya üzerinde kadına herhangi bir şiddet uygulanıyorsa, elbette bu benim sorunum. Bunun dışında oyunda ensestten, şiddetten, bir travmadan bahsettiğimiz için çok cesur bulunuyor. Oyunu izlerken, ağlayarak salonu terk edenler de oldu.

- Peki, erkek seyirciler ne düşünüyor, nasıl bir tepki veriyorlar?
Ö. Avkıran: Onlar da oyunu çok beğeniyorlar, en önemlisi de bu oyunu izleyen ve bizim çevremizde oyunun herhangi bir şekilde bir parçası olmuş insanların artık küfür edemediklerini biliyoruz. Bize gelip, “Ne yaptınız bize, artık küfür edemiyoruz.” diyorlar. Çünkü küfür de bir şekilde kadın bedeni üzerinden cinselliğe yapılan vurgu.

- “Ben değişmek istiyordum, ama sistem izin vermiyordu... Bir gün aynada gördüm ki, sistem benmişim” diyorsunuz oyunda…
Ö. Avkıran: Evet, sistem kadın diyebiliriz ama bir yandan da sistem birey olarak sensin, benim ya da bir başkası…

M. Avkıran: Meltem’in oyunda söylemek istediği kadınlar değişmedikçe ya da değişmeyi kabul etmedikçe erkekler değişmeyecek, bu yüzden önce kadınların değişmesi lazım. Günümüzde bu kadar çok kadının ölmesi ya da şiddet görmesinin nedeni de artık seslerini çıkarmaya başlamaları.

- Pandora’nın Kutusu filminde sinema izleyicisinin karşısına da çıktınız ve Altın Portakal’da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aldınız…
Ö. Avkıran: Evet, ilk kez sinema filminde oynadım ve Yeşim Ustaoğlu gibi bir yönetmenle çalışmaktan çok keyif aldım. 10 yıldır tiyatroda birlikte çalıştığım Derya Alabora ile beyaz perdede de yan yana duruyor olmak çok güzeldi. Ödülse çok büyük bir sürpriz oldu