17 Mart 2009 Salı

Demir Demirkan: "Türkiye’yi piyanoyla anlatmak"

Türkiye’yi piyanoyla anlatmak

Bazılarımız hatırlar, 1960’lı yıllarda Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in emriyle birkaç mühendisin bir araya gelerek araba yapmaya çalışıyor ve başarıyor… Ama gelin görün ki bu işi engellemeye çalışanlar da çıkıyor. Sonuç, bir otomobil müzayede hapsediliyor. Yakın tarihimize ait bu olay şimdi bir film. “Devrim Arabaları” takım ruhu, mücadele, başarı ve hüsran duygularını yaşatıyor. Filmin müziklerini yapan Demir Demirkan. Biz de Demir Demirkan’la filmi ve Türkiye’yi konuştuk.

Cumhuriyet Gazetesi - Pazar Dergi - Müge Serçek

Bu sizin ikinci film müziği yapışınız, daha önce Tolga Örnek’in çektiği ‘Gelibolu’ belgeselinin müziklerini yapmıştınız. ‘Devrim Arabaları’nın müziklerini yine Tolga Örnek mi istedi?
Tolga Örnek ile ‘Gelibolu’ üzerine çalışırken, bana birkaç tane daha senaryo vermişti sıradaki projenin ‘Devrim Arabaları’ olacağını söylemişti. Aslında devrim arabalarını hikâye olarak az çok biliyordum. Pek çok kişi, ‘benzin konulmayan, yolda kalmış araba’ olarak bilir devrim arabalarını. Tolga, belgesel bir kökten geldiğinden bütün olayları araştırıp daha sonra senaryo çalışmasına girdi.

Peki, hikâyeyi tüm gerçekliğiyle okuduğunuzda ne düşündünüz?
Hikâyeyi kendimle özdeşleştirdim. Başroldeki ‘Gündüz’ karakterini kendime çok yakın buldum. Normali bozup, sınırları aşıp, yeni şeyler düşleyip, onları gerçekleştirme çabasında olan biri. İnancını hiç kaybetmeden, projeye sonuna kadar devam ediyor ve en sonunda başarılı oluyor. Projeye inancını hiç kaybetmeden tamamlıyor. Gerçekleşen hayallerime baktığımda, benim de aynı yollardan geçmiş olduğumu görüyorum.

Senaryo size Türkiye’ye dair düşündürdü?
Devrim arabaları filmde Türkiye’nin durumunu anlatan bir metafor. İşin ilginç yanı filmi seyrettiğiniz zaman 1961’den bu yana değişen hiçbir şey olmadığınız görüyorsunuz. Sonuç belki de herkesin lehine olacak bir projeye mevcut düzenin bozulmaması için çelme takıyorlar. Çünkü bulundukları noktadan daha kötü bir duruma gelmek istemiyorlar. Daha geniş düşününce çaldığımız gitardan, kullandığımız kablolara hatta kıyafetlere kadar hepsinin yabancı markalar olduğunu görüyoruz.

Eskiden yerli malı haftası diye bir şey vardı…
Bunun önemini şimdi anlıyoruz galiba. Filmde Türklerin yaptığı kalem kırılırken, yabancıların yaptığı kalemler sapasağlam duruyor. Aynı şeyi biz de yapardık, ayağımıza palet alırken bile yabancı markayı tercih ederdik, çünkü bizim yaptıklarımız kolay yırtılırdı. Bence buradaki asıl sorun neden yırtılmayan paletler yapmadığımız. Ben yaptığımı müziğe de aynı şekilde yaklaşıyorum ve dünya standartlarında Türk müziği yapmaya çalışıyorum.

Filme dönecek olursak müzikleri nasıl yazdınız?
Senaryoyu okurken kafamda bir takım temalar oluşmaya başladı. Fazla vaktim yoktu, bu yüzden filmin dokusunu anlamaya çalıştım. Tolga’yla ortak kararımız yaylı enstrümanlar ve piyano kullanmak oldu. Aslına bakarsanız filmde arabanın yapım aşaması hatta kararı, Türkiye’nin dünya arenasına çıkma sürecini yansıtıyor. Türklerin batıdan aldıkları teknolojiyi uygulamaları bana piyanoyu anımsattı. Piyanoyla Türk müziği çalmak gibi… Yaylı grubunda da filmdeki her mühendisin duygusal yapısını ve aile yaşantısını yansıtmaya çalıştım. Sonra da aranjmanlar üzerine çalıştım.

Babanızın mühendis olması da ilginç bir tesadüf olsa gerek…
Evet, ailede dolu mühendis var, bu yüzden bu mesleğe ayrı bir sempatim var. Babam şuan 77 yaşında, filmin galasına onu götürdüm. Ailece çok keyif aldık