30 Haziran 2011 Perşembe

Alkış sesleriyle başka bir dünyada buluyorum kendimi…


Türk tiyatrosuna çok büyük emekleri geçmiş oyunculardan biri Nevra Serezli. Oynadığı her rolün hakkını fazlasıyla veren, izleyicisini büyüleyen Nevra Serezli, “Tiyatro çok yorucu, çok stresli fakat sahneye çıktığınızda ve alkış seslerini duyduğunuzda, kendinize başka bir dünyada buluyorsunuz.” diyor. Eşi Metin Serezli ile aynı sahnede oynamaktan çok mutlu olduğunu dile getiren Nevra Serezli ile tiyatroya nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğini konuştuk.
Söyleşi Müge Serçek Biroğlu - Fotoğraf Eda Aydın

Tiyatroya olan ilginiz ne zaman başladı?
Ankara doğumluyum, fakat bir yaşından itibaren İstanbul Bebek’te yaşamaya başladık. İlkokulu Bebek’te okudum daha sonra Amerikan Kız Koleji’ni kazandım. Gitmek istediğim okullardan biriydi bu okul, çünkü İngilizce öğrenmek istiyordum. Okula başladığım günden itibaren yavaş yavaş piyeslerde ve okul tiyatrosunda rol almaya başladım. 1962 senesinde AFS bursuyla bir sene Amerika’da okuma şansı elde ettim, hayatımın en güzel yıllarından birini yaşadım orada. Amerika’da lise birinci sınıfı okurken tiyatro ve modern dans kurslarına katıldım. Daha sonra anladım ki burada gördüğüm eğitimler ilerleyen yıllardaki müzikal hayatımda çok büyük faydasını görmüşüm. Amerika’da bulunduğum sene içinde önemli bir oyunda önemli bir rolü üstlendim.

Türkiye’ye döndükten sonra ne yaptınız?
Türkiye’ye döndüm ve okulumu bitirdim. Tekrardan Amerika’ya gitmek istedim, çeşitli burslara başvurdum fakat kazanamadım. Bunun üzüntüsünü yaşarken o zamanların Müjdat Gezen Sanat Okul’u gibi önemli okullardan biri olan LSS tiyatro kursuna yazıldım. Sonra karşıma Müşfik Kenter, Ayla Algan, Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Melih Cevdet Anday, Haldun Taner gibi hocalar çıktı. Burası üç günlük kurslardan değildi, bütün bir sene boyunca her gün okul vardı.

Bu usta isimlerle aynı ortamda bulunmak, o yaşınızdayken neler hissettirmişti size?
Hepsi hocalarımdı fakat günün birinde onlarla karşılıklı oynayacağımı biliyordum açıkçası. Çünkü hep bu işi yapmak istiyordum. Babam da çok destekliyordu, mutlu olmamı istiyordu. Ailemin desteğini görmem çok önemliydi. Çünkü aklımda başka hiçbir iş yoktu, sadece tiyatro vardı.

Daha sonra ne oldu?
Okulu bitirdikten sonra Haldun Dormen bir yolunda oynamam için teklifte bulundu ve kolej yıllarımdan beri başarılarımı takip ettiğini söyledi. Tabii ben de koşa koşa Dormen Tiyatrosu’na gittim. Yani kolejdeki dokuz senelik tiyatro eğitimim ve sonrasında bu bir sene boyunca gördüğüm tiyatro eğitimiyle bu işe başlamış oldum, o sıralar 20’li yaşlarımın başındaydım.

Sizce gerçek tecrübe sahne üzerinde mi kazanılıyor yoksa okulda mı?
Sahnenin üzerinde tecrübe kazanarak bir yerlere gelinebiliyor. İstediğiniz kadar konservatuar bitirin, eğer sahne tozunu yutmazsanız, seyircinin karşına birebir çıkmazsanız tecrübe kazanamazsınız. Her gün bizim için bir tecrübe, her yaptığımız hata bile bize tecrübe olarak geri dönüyor. Sahneden birlikte çalıştığım hocalarımdan hep bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Türk tiyatrosunun en önemli isimleriyle sahneye çıkmışlığım vardır. Daha sonra müzikallerde oynamaya başladım, dublaj sanatçılığına başladım. Derken televizyona ve sinemaya çeşitli işler yaptım. Hala daha aynı şekilde devam ediyor.

Her alanda önemli başarılarınız var fakat sizin için önemli olan hangisi?
Bugün bana gelen hiçbir işi geri çevirmiyorum. Dublaj da yapıyorum dizi de, sinema da yapıyorum, tiyatro da… Çünkü hepsinden ayrı ayrı zevk alıyorum ve hepsi oyunculuğun bir bütünün oluşturuyor. Ama en çok tiyatroyu seviyorum tabii ki… Evet, çok yorucu, çok stresli fakat sahneye çıktığınızda ve alkış seslerini duyduğunuzda, kendinize başka bir dünyada buluyorsunuz.

Tiyatro yapan bir sanatçı için ‘televizyon’ soğuk gelmez mi?
Televizyon için çalışırken yaptığınız için zevkine varmıyorsunuz ama oynadıktan sonra beğenilirseniz, halkın verdiği tepki sizi mutlu ediyor. Kendinizi seyretme şansı buluyorsunuz, dizinin kasetini saklayıp yıllar sonra tekrardan izleyebiliyorsunuz. Fakat birebir reaksiyon almak sadece tiyatroda var. Üstelik her gün farklı insanlara oynuyorsunuz.

Nevra Serezli canlandıracağı bir karakteri nasıl çıkartmak için nasıl bir yok izliyor?
Herkesin yolu farklıdır tabii. Ben önce rolü bir okurum. Okur okumaz ya severim ya da sevmem. Eğer sevmezsem zaten oynamam. Şuana kadar hiçbir rolümü mecburi oynamadım. Dolayısıyla daha rolü okurken, karaktere karşı bir his doğuyor içimde. Oynamayacağım kötü bir karakter de olabilir hiç önemli değil. Daha sonra da bu rolü ne katabilirim diye düşünürüm. Yani benim duruşumdan, kişiliğimden bir şeyler katabilir miyim acaba düşürüm. Bunun dışında enerjime çok güvenirim. Enerjik rollerin altından kalkabileceğime inanırım. Rol çıkarmaya gelince de mutfakta yemek yaparken de o karakteri düşünür ve onun gibi olmaya çalışırım, gece riyamda da… Hele oyun yaklaştıkça rüyalarımdan hiç çıkmaz. Bir gün saçını düşünürüm, bir gün kıyafetlerini düşünürüm. Benim için en önemli olan da oynayacağım karakterin nerden geldiği, geçmişidir… Amerikalı mı, İngiliz mi, Türk mü, Alman mı bütün bu bilgiler çok önemli… Vücut, duruş, oturuş, kalkış bir karakteri yaratmada en önemli unsurdur. Bunun dışında çevremdeki insanları gözlemliyorum. Daha sonra bütün bunlar birer puzzle parçası gibi kafamda birleşiyor ve bir bakmışım rol çıkıvermiş. Zaten sonrası çok kolay, duyguyu doğru verebilmek, lafları güzel söylemek yeterli! Bir rolü çıkarırken Nevra Serezli’yi bir yere kadar unutturup, oynadığım karaktere inandırabilirim insanları… Perde kapandığı andan itibaren de rolden tamamen sıyrılıp yine eski hayatıma devam ediyorum. Yani “o rolden sıyrılamadım hala onun etkisindeyim” gibi bir şey yok.

Bugüne kadar sahnede yaşadığınız en ilginç olay ne oldu?
Beni en çok zorlayan hastalıklarla boğuştuğum sırada oynadığım oyunlar oldu. Çok öksürdüğüm, ateşimin çok yüksek olduğu, kadınsal hastalıklardan ötürü iyi olmadığım çoğu zamanı sahnede geçirdiğimi bilirim. Ne kadar hasta olursam olayım, sahne üzerine çıktığım zaman hastalık falan kalmıyor.

Sizin için ayrı bir önem taşıyan oyun var mı?
Var tabii… Çılgın Sonbahar, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri, Durdurun Dünyaya İnecek Var, Aşk… Ve daha birçok oyun var. Fakat Aşk oyununun yeri bende ayrıdır, çünkü Aşk oyununda Metin Serezli ile birbirimize aşık olup, evlendik. Bu yüzden o oyundaki rolüm hayatımın en güzel rolüydü. Ayrıca o rolümle çok olumlu eleştiriler almıştım. Eleştirmenler ‘Bir yıldız doğuyor’ diye yazmışlardı.

Eşiniz Metin Serezli ile aynı sahneyi paylaşmak, karşılıklı oynamak nasıl bir duygu?
Metin’le oynamak hem çok kolaydır hem de çok zordur. Fakat öncelikle çok iyi bir oyuncudur, zamanlaması harikadır. Metin’le oynamak kolaydır; çünkü çok iyi bir oyuncu. Zordur; çünkü çok pimpirikli ve titiz bir oyuncu, oyunun son gününe kadar eleştirileri bitmez. Fakat o kadar olgun bir insandır ki, ben de onu çok rahat bir şekilde eleştirebilirim. Bu yüzden karşılıklı olarak birbirinizi çok iyi eleştiririz. Aynı şekilde çocuklarımızdan da eleştiri alırız ve bunu değerlendiririz…

Oyunculukla ilgili ders veriyor musunuz ya da böyle bir düşünceniz var mı?
Hayır, vermiyorum çünkü bu konuda kendime güvenmiyorum. Öğretme yeteneğim yok. Fakat biri gelip bana bir şey sorduğu zaman, çok iyi bir şekilde cevaplar ve iyiye yönlendirmeye çalışırım. Ama sürekli olarak eğitim vermeye sabrım yok. Çok iyi bilmeme rağmen kendi çocuklarıma İngilizceyi anlatamamış, öğretememiş bir insanım.

Siz aynı zamanda çocuklarınıza çok düşkün bir anne olduğunuzu biliyoruz. Hatta bir televizyon programında, küçükken oğlunuzu ara sıra takip ettiğinizi itiraf etmiştiniz…
Evet, ben kılık değiştirip bir müddet takip ettim oğlumu, bir müddet sonra arkasını dönüp “Anne ne olur yeter artık takip etmeyi bırak” dedi. Ben yalana çok karşı bir insanımdır ve hiç yalan söylemem. Benim için dürüstlük çok önemlidir. Acaba çocuklarım bana karşı yalan söylüyor mu, onlara güvenebilir miyim korkusuyla takip ettim. Çünkü tam ergenlik dönemleriydi. Daha sonra gördüm ki bana karşı gerçekten dürüst davranıyorlarmış. Bunu hissettiğim andan itibaren dedektifliği bıraktım…

İnsanlara örnek olacak bir aile yapınız var, çok yoğun çalışan ve başarılı iki tiyatrocu olarak evdeki düzeni nasıl kurdunuz?
Bu konuda vicdanım biraz rahatsız olabiliyor. Çünkü çocuklarım küçükken sürekli turnelere gidiyorduk. Bu biraz canımı acıtıyor çünkü başka bir şansımız yoktu. Fakat annemle beraber oturuyorduk ve çocuklarım anneme emanetti. Bunun dışında akşam sofrası keyfini yaşayamadık. Daha sonra da Metin akşam sofralarına çok önem verdi. Biz akşam sofrasının önemine inanıyoruz. Masada konuşulanlar, aile bütünlüğünün sağlanması, paylaşım çok güzel şeyler tabii ki. Birbirine kenetlenmiş bir aileyiz. Bizim ailede hiç yasak olmadı…

*Bu röportaj Radyograf Dergisi için yapılmıştır.
http://www.radyograf.com.tr/sanatci-gozuyle/19-nevra-serezli

29 Haziran 2011 Çarşamba

Ayşe Tolga ile güzelliğin dili: Aromaterapi

Ayşe Tolga birkaç sene önceye kadar başarılı bir oyuncuydu şimdiyse başarılı bir aromaterapist olarak kariyerine devam ediyor. Aisha markasıyla birçok kişiye aromaterapi hizmeti veren Tolga yağlarla esanslarla ve yaptığı organik karışımlarla hem vücudunuza hem de ruhunuza dokunuyor.
Vanilla Dergisi - Söyleşi Müge Serçek Biroğlu

Sizce güzellik nedir?

Kim neye göre güzel olur?
sanat ve estetik açıdan bakılırsa güzel bulunan yüzün belli bir kemik yapısında kişilere simetrik gelen kemik yapısında olması güzel olarak kabul edilir. Bana göreyse kendine güven, sağlıklı ve güzel bir gülüş, uygun kesilmiş saçlar ya da makyaj bile güzelliği etkiler: Yani güzellik içten, dıştan, fiziksel ve psikolojik ya da enerji ile bir bütündür. Ne güzel insanlar vardır, ağızlarını açtıklarında çirkinleşirler.

Sağlıklı bir cildimiz olması için neler yapmalıyız?
Sağlıklı bir cildimizin olmasını istiyorsak, bu cildimizi temiz tutmakla başlar. Akneye neden olan bakterilerle savaşabilmesi için cildimizin koruyucu yağ tabakası olan sebum dengesinin ve anti bakteriyel yapısının dengede olması gerekir. Bu nedenle cildimizi iyi temizlemeli, ardından da cilt tipine ve yaşına uygun bir nemlendirici ve serum ile korumalı ve beselemeli. Cilt sağlığı için cildi sadece dışarıdan beselemek yeterli değildir cildi aynı zamanda içten de beslemeliyiz. Bu yüzden her zaman C vitamini zengin bir diyet, lifli ve koyu yeşil gıdalar günlük tüketimimizin yüzde 70’ini meyve, sebze ve su ile gerçekleştirmeliyiz.

Aromaterapi nedir peki?
Aromaterapi, tüm duyuları etkileme gücüne sahip en etkili yöntemlerden biridir. Aromaterapi, dünya üzerindeki tüm şifa ve inanç sistemlerinin önemli törenlerinde yer alan, iyileşme güzelleşme amacıyla kullanılan en eski metottur. Kokuların ve bitkilerin iyileştirici gücü, günümüzde aromaterapi ile gerçekleşiyor. Aromaterapi, esansiyel yağların kişinin fiziksel, duygusal ve ruhsal sağlığı ve güzelliği için çeşitli metotlarla uygulanmasıdır.

Ne gibi faydaları vardır?
Aromaterapinin stres, anksiyete, huzursuzluk, tedirginlik, gerginlik, uykusuzluk, deri şikayetleri, baş ağrısı, migren, regl sıkıntıları, regl öncesi sıkıntıları, menopoz sorunları, hamilelik sıkıntıları, bel ve sırt ağrıları problemlerine iyi gelmesiyle birlikte ödem ve dolaşım bozuklukları, kas, kemik ve eklem sorunları, bel ve sırt ağrısı, eklem iltihaplanmaları, romatizma, spor yaralanmaları, kas ve eklem rahatsızlıkları, solunum sorunları, dolaşım sorunları, sindirim sorunları, kulak, burun, boğaz, selülit ve kilo problemi gibi daha bir çok rahatsızlığa faydası oluyor. Bunu dışında psikolojik ve zihinsel pek çok şikayetin tedavi sürecinde destekleyici olarak rol oynuyor. Aromaterapi terapilerinin bütünsel etkili olma özelliği bu aktif maddelerden kaynaklanıyor.

Biraz daha açıklar mısınız?
Esansiyel yağlarla terapiler, insan vücudunda bir bütün olarak iyileştirici dengeleyici etki sağlarlar. Denge sağlama özelliklerinden dolayı bir dizi dengesizliği aynı anda dengeye getirebilme özelliğine sahiptirler, örneğin lavanta yağı mikrop öldürücü özelliği ile birlikte ağrı gidericidir ama aynı anda yanıkları hafifletir. Fiziksel olarak bunu yapan lavanta yağı aktif bileşenleri ile sakinleştirici etkiyle psikolojik faydasını da ortaya koyar, aynı yağ kendine duyulan kızgınlık gibi duyguları yüzeye çıkartarak temizlenmemize de neden olduğu için zihinsel etkisi de burada ortaya çıkar. Beden- zihin ve ruh üçlemesindeki görevini bu şekilde tamamlar. Bu anlamda insan yapımı iç bir farmakolojik ilaç bu katmanda etki yaratmaz, tam tersine iyileştirdiği durumun dışında pek çok yan etkiye neden olur. İnsan vücudu kimyasal reaksiyonlar ve elektrik ile hayatını sürdüren mükemmel dengede bir varlıktır. Vücuda dıştan veya içten gelen yanlış bir etki, bu dengenin bozulmasına neden olur. Bu durumda hormonlar etkiyi düzenlemek için daha fazla veya daha az çalışmaya başlar. İşte bütünsel yaklaşımdaki tüm terapiler bu bozulan dengeyi korumak için kişiye özel metotlarla çalışırlar.

Peki, bu aromaterapi seansları nasıl uygulanıyor?
Aromaterapi seanslarına geldiğinizde size bazı sorular sorarak sağlık geçmişinizi dinliyoruz. Bu sorular içerisinde kazalar, uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, ruh hali gibi değişik pek çok soru var. Ayrıca çin tıbbı üzerine eğitim aldığım için konsültasyon sırasında hastanın dilinin üzerindeki tırnaklara, bazen nabzına ve sesinin rengine de bakarak teşhisimi koyarım. İhtiyacı olan bir karışım varsa, mesela bu aknesi için bir merhem karışımı ya da uyku sorunu için bir masaj yağı olabilir, tüm bunları hazırlarım. Bunların dışında aromaterapi seansında tüm vücuda masaj yaparım; tetik nokta, akuresur ve derin doku İsveç masajlarının bir karışımıdır… Bu masaj sayesinde enerjetik kasları, dokuları açarak enerji bloklarını çözülür.

Bu seansları ne kadar sıklıkla yapmak gerekir?

Öncelikle dört haftalık ilk seans kurunun ardından müşterinin durumuna göre iki haftada bir devam edebilir.

Siz de bir anne olarak güzelliğinizi aromaterapiye mi borçlusunuz?

Çok teşekkürler. Aromaterapi ve doğa ananın gücü diyelim. Tabii çok okumak ve kendine dikkat etmek de bir anne için çok önemli.

28 Haziran 2011 Salı

Spa merkezleri & İmza bakımları

Birçok bakım ve Spa merkezinde uygulanan terapiler kulağımıza aynı gibi gelse de aslında her merkezin kendine özgü bakımı, terapisi ve tarzı bulunuyor. En iyi spa merkezlerinin imza bakımlarının neler olduğunu sizler için araştırdık ve farklı ihtiyaçlar için uzmanlardan detaylı bilgiler aldık.
Yazı Müge Serçek Biroğlu
New Beauty Dergisi
 
 
 
 
 
 

27 Haziran 2011 Pazartesi

Balayı çantasında neler olmalı?

Düğündü, organizasyondu, gelinlikti derken nihayet sona erdi ve en keyifli bölüme geldi sıra: Balayı.
Peki, balayına giderken yanınıza neler almanız gerektiğini düşündünüz mü?
Yazı Müge Serçek Biroğlu
Perfect Wedding Dergisi

24 Haziran 2011 Cuma

Ufak bir balayı yazısı...

Balayı yapacağınız yer için hala bir karar vermediyseniz, Rixos Premium Belek'e bir göz atın deriz. Perfect Wedding Dergisi

23 Haziran 2011 Perşembe

Bizim hikayemiz... :)


Merak edenler için benim ve Kamil'in hikayesi...
Evlenme teklifinin detayları, gelin makyajı, düğün mekanı, gelinlik, damatlık, düğünden fotoğraflar ve geri kalan herşey aşağıda... :) :)
PERFECT WEDDING DERGİSİ
 

22 Haziran 2011 Çarşamba

“İşimi aşkla yapıyorum”

Kısacık boyuyla hiç kimseden çekinmeden ulu orta her şeyi söyleyen ‘Menekşe’ rolüyle tanıdık ve hemencecik bağrımıza bastık Asuman Dabak’ı… Tiyatroda, sinemada ve televizyon dizilerinde başarıları dizilere karşımıza çıkmaya devam etti Dabak. Şimdilerdeyse hem televizyon dizisi devam ederken hem de dört yıl önce kurduğu kendi tiyatrosu için sahneye çıkmaya devam ediyor. Kısa zamanda çok iyi işler çıkaran başarılı oyuncunun bundan sonraki hedefi ise Asuman Dabak Tiyatrosu’nda kendi öğrencilerini yetiştirebilmek… Röportaj Müge Serçek Biroğlu

Tiyatrocu olmaya nasıl karar verdiniz?
30 sene önce yani ilkokul beşince sınıftayken okul mesamelerine çıkmaya başladım. Sahnenin tozunu ilk orada yuttum. Daha sonraki okul yıllarımda da yine tiyatro kollarında çalışmalar yaparken buldum kendimi. Okuldan sonra sokak tiyatrosu, belediye tiyatrosu, şehir tiyatrosu derken epey bir yol kat ettim.
Tiyatroya bu kadar bağlıyken neden konservatuar değil de başka bir bölüm okudunuz?
Evet, konservatuar mezunu değilim, üniversitede turizm otelcilik bölümünde okudum. Ailem tiyatroculuğu meslek olarak görmüyordu, bu işten para kazanılabilineceğini düşünmüyorlardı. Ben de onları kırmamak adına turizm ve otelcilik bölümünde okudum. Bitirdikten sonra diplomamı aileme hediye ettim ve “Ben kendi istediğim işi yapmak istiyorum.” dedim. Ancak iyi ki turizm ve otelcilik bölümünde okumuşum, çünkü ne olursa olsun başka bir iş sektöründe bilgim oldu, altın bir bileziğe sahibim.
Sonra ne oldu her şey yolunda gitti ve siz tiyatrocu mu oldunuz?
Her şey birden bire olmadı tabii ki. Bir müddet tıbbi mümessillik yaptım. Bu sırada İstanbul ile kontaklar kurmaya çalıştım ve İstanbul’daki arkadaşlarımın da artık İstanbul’a gelme vaktimin geldiğini söylediklerinde, işimi bırakıp hemen geldim. Önce bir turizm acentesinde part-time çalışmaya başladım. Bu sırada bir yandan dublaj yapmayı öğrenirken diğer yandan Bahçelievler Belediye Tiyatrosu’na girdim, önce çocuk oyunlarıyla başladım daha sonra büyükler için oynanan oyunlara geçtim. Altı ay sonra da televizyon maceram başladı, bazı dizilerde ufak tefek roller oynamaya başladım. Oyunculuktan para kazanmaya başladığım anda turizmi bıraktım.
Oyunculuk yolunda ilerlerken “keşke konservatuar okusaydım” dediğiniz zamanlar oldu mu?
Tiyatro için akademik kariyerinin olmasından yanayım yani konservatuar okunmalı bence… Ancak işin esası ‘aşk’la başlıyor, bir şeyi gerçekten çok istiyorsanız ve aşıksanız, onun için her şeyi yaparsınız; kendinizi geliştirirsiniz, öğrenirsiniz… Sonuçta bu işin sırrı biraz da yetenek ve aşk işi… Gerçekten de yeteneğiniz varsa, geride kalan bilgileri kendiniz tamamlayabilirsiniz. Konservatuar okumadığım için kendimi çok eksik görmüyorum, çünkü ben çok ciddi hocalarla aynı dizilerde, filmlerde ve tiyatrolarda rol aldım, onlarla aynı ortamı teneffüs ettim.
Peki, ilk yıllarda alaylı mektepli çatışmasını yaşadınız mı?
Hayır, yaşamadım çünkü ben haddimi bilen bir insanım. Yeni bir ortama girip bir sürü konservatuar mezunuyla aşık atmaya kalkışmak, “Ben daha iyi biliyorum” diye kendini ortalara atmak çok korkunç ve komik olurdu. Kaldı ki kendini geliştirmek ve bir şeyler öğrenmek isteyen bir insan böyle bir hadsizlik yapmaz. İlk yıllarımda ben ustalarımın yakalarına yapıştım, “Ben bir şey bilmiyorum, lütfen bana bir şeyler öğretin.” diye… Gerçekten ustalarım da beni hiç kırmadılar.
Size çok büyük emekler vermiş, sizin için ayrı bire yeri olan kimler var mesela?
Tabii var, bununla ilgili birçok örnek verilebilir. Çünkü Türk tiyatrosunda çok saygı değer üstatlar var. Şimdi birinin adını söyleyip diğerinin adını unutursam, gönül koyarlar bana. Bu yüzden isim vermekten yana değilim fakat Türk tiyatrosunda dünya çapında başarı sağlayabilecek aktör ve aktrisler var bence. Birçok sanatçımız yurtdışında bir yerlerde iş yapıyor olsalardı, eminim ki ‘Oscar’lık oyuncular çıkardı
Kariyerinizdeki dönüm noktası ne oldu sizce, ‘Tatlı Hayat’ dizisi mi?
Kesinlikle ‘Tatlı Hayat’ dizisi benim dönüm noktam oldu. Tatlı Hayat’tan önce de birçok televizyon dizisinde rol almıştım fakat benim kırılma noktam bu diziyle oldu.
İnsanlar, dizideki ‘Menekşe’ karakterini neden bu kadar çok sevdiler sizce?
Evet, bu karakter Türk izleyicisinin gönlüne taht kurdu. Çünkü çok gerçek bir karakterdi, halkın içinden biriydi Menekşe, içinde kötülük yoktu. Birçok insanın söylemek isteyip de söylemediği birçok şeyi ‘dan dun’ söyleyen biriydi. Menekşe bizden biriydi…
Rollerinize nasıl hazırlanırsınız, oynayacağınız karakteri nasıl çıkarırsınız?
Aslında hepimizin içinde oynayacağımız role ilişkin ufak kırıntılar bulabiliriz. Mesela benim içimde gazeteci de var, manav da, temizlikçi kadın da, şizofren de var… İnsan bünyesinde hepsi bulunuyor. Zaten bizler oyuncu olarak küçük çapta birer şizofreniz çünkü sürekli olarak bir karakterden başka bir karaktere giriyoruz. İnandırıcı olması için bu karakteri, saçıyla başıyla, duruşuyla, tavrıyla tamamen giymek zorundayız. Bu yüzden ben öncelikle canlandıracağım karaktere ısınırım, sonra onu içimde bir yerlerden çıkarırım.
Dört yıl önce Asuman Dabak Tiyatrosu’nu kurdunuz, bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Asuman Dabak tiyatrosu olarak şuan dördüncü sezonumuzun içindeyiz. Bu tiyatroyu kurmak benim en büyük hayalimdi. Allah’ın şanslı kullarından biriyim ki doğru yerde ve zamanda bana bu fırsatı verdi. Arkadaşlarımın verdiği teşvikle 2006 yılında kendi tiyatromu kurmak için adımlar atmaya başladım. Öncelikle bu işlerin duayeni Haldun Dormen’in kapısını çaldım. Bana söylediği ilk şey “İnsanlar tiyatrolarını kapatırken sen tiyatro açmaya çalışıyorsun, sen delisin galiba” dedi. Daha sonra da hemen ekledi “ İyi ki senin gibi deliler var bu memlekette yoksa tiyatro çoktan bitmişti” dedi. Haldun hocamdan aldığım büyük destekle yola çıktık ve dört sezondur çok iyi işler yapıyoruz.
Asuman Dabak Tiyatrosu'nun başka ne gibi hedefleri var mı?
En büyük hedefimiz kendi öğrencilerimizi yetiştirebilmek. Kendi oyunculuk atölyemizi kurup daha sonra bir okula dönüşmek istiyoruz.

* Bu röportaj 1,5 yıl önce Synergy Grubu için yapılmıştır. http://www.kurumsalyayin.com/soylesi/187-asuman-dabak

21 Haziran 2011 Salı

Bir varmış bir yokmuş...

Günümüzde çok az gerçek oyuncu var! Bunlardan biri de usta sanatçı Erol Günaydın. Onca yaşına, geçirdiği hastalıklara rağmen içindeki yaşam sevinciyle hepimize örnek olması gereken biri o, çünkü hala dimdik ayakta ve çok güçlü...
Söyleşi Müge Serçek Biroğlu
Fotoğraf Eda Aydın
Bu röportaj Radyograf Dergisi'nde yayınlanmıştır.

* Sayfa tasarımını blogum için özel olarak yaptım :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

Melike Öcalan'a dair...

Çocuk yaşta bir süt reklamıyla tanıdığımız Melike Öcalan bugünlerde ne yapıyor diye merak ettik görüştük öğrendik...
Söyleşi Müge Serçek
Vanilla Dergisi
www.vanilla.com.tr

Bir reklam filminde süt döken sarı saçlı bembeyaz tenli tatlı bir kız herkesin dikkatini çekti. Sizler de bahsettiğim kişinin Melike Öcalan olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu mesleğe ilk adım attığı günden bu yana nasıl bir yol izlediğini hayatın ona neler getirdiğini ve neler götürdüğünü konuştuk.


Üç yaşından beri bu sektörün içindesiniz, başlangıç evresi nasıl oldu anlatır mısınız?
Babam dönemin önemli organizatörlerinden biriydi ve o bu işlere bulaşmamı hiç istemiyordu. Ben o sırada Yurdaer Doğulu Sanat Merkezi'nde bale eğitimi alıyordum. Bir gün, okulumuza bir yağ firmasından reklam filminde oynatmak için çocuk seçmeye geldiler. Ve bir şekilde o reklam filmi için beni seçtiler. O sırada annem de okuldaydı. Eve gittikten sonra babamın haberi oldu. Babam önceleri istemedi, çünkü Melike bu sektöre girerse çok başarılı olur ve bir daha da çıkmaz diyordu. Neyse bir şekilde babam ikna oldu ve o reklam filmini çektik.

Bu bildiğimiz sütçü kız reklamı değil mi?
Hayır başka bir margarin markasının reklam filmiydi.

Nasıl bir roldü?
Masa başında kahvaltı yapan mutlu bir ailenin kızı rolündeydim. Ekmeğimize yağ sürüp mutlu bir şekilde yiyorduk.

Daha sonra nasıl devam etti?
Bale eğitimim hep devam etti. Bir yandan da okul eğitimim devam etti. Rama reklamında oynayana kadar yaklaşık 20 tane reklam filminde oynamışımdır ve neredeyse çoğunu Sinan Çetin çekti.

En çok dikkat çeken Rama reklamlarında oynamanız nasıl gerçekleşti?
6 ay süren elemeler sonunda beni seçtiklerini öğrendim. Ödüller alan ve iki yıl süren reklam anlaşmasıydı.

O sırada kaç yaşındaydınız?
10 yaşındaydım.

Bu sırada çocuk Melike neler yapıyordu?
Çocukken çalışmadığım dönemlerde bile, çalışırdım ben.

Nasıl yani?
Sürekli iş hayatının içindeydim, sanırım bu biraz yaradılışla ilgili bir şey. Mesela lisedeyken annemden gizli Akmerkez’e gider anketörlük yapardım. Böyle bir şeye maddi açıdan ihtiyacım olmasa da içimdeki çalışma isteğini durduramıyordum.

Okul hayatınız nasıl geçti?
Ne çok başarılı ne de başarısız bir öğrenciydim. Bir derse birkaç saat çalışmam, iyi not almam için yeterliydi. Hem okuyup hem çalıştığım için okul arkadaşlarım ve öğretmenlerim beni çok idare ederlerdi. Setten gelip sınıfta uyuduğumu bilirim mesela… Ama benim iş olarak gideceğim yol da çok belliydi. Çocukken senaryo yazardım, apartmandaki büyük küçük herkese roller verirdim, davetiyeler hazırlardım, bahçede organizasyonlar düzenlerdim. Herkes de beni ciddiye alıp o organizasyonlara katılırdı. Çocukken oynadığım oyunlar bile böyleydi. İp atlamak, seksek oynamak nedense bana saçma geliyordu. Annemi komşuya gönderip, halıları silerdim! Çok iş ve kariyer merkezli bir yapım var. Daha sonra, üniversitede psikoloji bölümünü kazandım,gittim ama yarıda kesmek durumunda kaldım. Sonra tekrar şansımı denedim.Bu sefer tiyatro bölümünü kazandım, ama bir müddet sonra yine yarıda kesmek zorunda kaldım.

İş hayatı nasıl devam etti?
17 yaşımdayken Genç Tv’de çalışmaya başladım, ilk canlı yayınımı yaptım. Bugün sektörde sunuculuk yapan birçok kişi Genç Tv’de yetişmiştir. Orası hepimiz için bir okul olmuştur. Mesela ben sabah 7’den 9’a kadar gazete okuyup yorum yapıyordum. 9’dan 10’a kadar uzman konuğum vardı, 10’dan 12’ye kadar da sanatçı konuk ağırlıyordum. Ama şimdiki aklım olsa bunu yaparmıydım bilmiyorum, çünkü gerçekten o yaşta bunları yapmak bence çok büyük bir cesaret. Daha sonra klip, show, haber gibi bir çok program da sundum. Kendi hazırladığım programları sundum.

Oyunculuğa ne zaman başladınız?
Genç Tv’de çalışırken TRT’de “Erguvan Yılları” adlı dizide oyunculuk yapmaya başladım. Daha sonra Kadın Krallığı, Kelebek Çıkmazı, Üvey Baba gibi birçok dizide de oynadım. Şimdi düşünüyorum da biz 20’li yaşlarımızda ciddi ciddi işler yapmış ve çok uğraş vermişiz. Şimdiki gençler ise çok daha farklı galiba…

Bu piyasada uzun yıllar süren kalıcılığın nedeni samimiyetinizden kaynaklanıyor olabilir mi sizce?
Umarım öyledir. Benim en çok önemsediğim şeydir samimiyet. Başarı bir yere kadar, herkesin bir dönemi olur. Bazen çok para kazanırsın, bazen çok göz önünde olursun… Ama bu böyle devam etmez. Seni sen yapan şeyler çok önemli;" Başarı, para, tanınmışlık", bunlar bittikten sonra çırılçıplak kalıyorsan, her şey boş demektir… Bu yüzden ben bunlara çok dikkat ediyorum ve daha iyi bir insan nasıl olabilirim diye düşünüyorum. Elbette dört dörtlük değilimdir ama, yine de insanlara değer veriyorum, arkadaşlıklarım ailem benim için çok önemli.

Genç yaşta kendi programınızı hazırlayıp sunduğunuza göre şimdilerde yapımcılık yapmayı düşünüyor musunuz?
Evet, çok uzun zamandır yapımcılıkla ilgili alt yapı çalışmaları hazırlıyorum. Ama önemli olan sağlam adımlar atabilmek, bu yüzden biraz ağırdan alıyorum. Kariyerime çok iyi başladım ve çok iyi devam ettim ama, artık 30 yaşımda da sabah programı yapmam olmaz. Şu an kariyerimle ilgili ciddi kararlar vermek üzereyim. Bu yüzden şu anda bilinçli olarak televizyonda bir şey yapmıyorum. Çünkü vasat işler yapmak istemiyorum. Bugüne kadar istediğim işleri kafamda belirleyip o yönde adımlar attım. Yapımcılık için biraz daha bekliyorum, ama çok sıkı hazırlanıyorum. Yani şöyle söyleyebilirim bekleyen 20 proje var.

Şarkı Söylemek Lazım yarışmasına nasıl katıldınız?
Med Yapım’a başka bir dizi için görüşmeye gitmiştim. Ama bir anda nasıl olduysa o odadan sözleşmeyi imzalayarak çıktım. Ama gördüm ki o yarışmanın ruhuna pek uymadım. Mesela yayın sırasında bir kavga gerçekleşiyor, ama yayından sonra herkes dışarda gayet samimi bir şekilde konuşmaya devam ediyor. Ben ise dışardayken de konuşmuyordum. Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu…

Sesinizin güzelliği herkesi şaşırttı?
Bir oyuncuda olması gereken ses kadar sesim var, bu da bana yetiyor. Ama inanır mısınız yarışmadan sonra o kadar çok albüm yapma teklifi aldım ki, ben bile şaşırdım. Ancak albüm yapmayı hiç düşünmedim, Sertap Erener gibi sesim yoksa neden albüm yapayim ki!… Bu yarışmanın bana kattığı en iyi şey ise Haldun Dormen oldu.

Peki ya tiyatro, Haldun Dormen ile başladı değil mi?
Evet. Haldun Hoca sesimi dinledikten sonra “Seninle bir müzikal yapmamız gerekiyor” demişti. Tabii bu çok hoşuma gitti. Ben de hayatımın bir bölümünde bir müzikalde rol almayı çok istiyordum. Tiyatro çok büyük bir emek ve zaman gerektiriyor, ancak sonucu karşısında çok mutlu oluyorsunuz. Şu anda, bu işe Haldun Hoca ile başladığım için de çok mutluyum.

50 yaşına geldiğinizde nerede ve ne yapıyor olmak istersiniz?
En başta hala bu işi yapıyor olmayı çok istiyorum. Bunun için de şu an çok kafa yoruyorum ve çalışıyorum. Hayatın bana getirdiklerinden çok, bu getirilerden ne anladığım, nasıl dersler çıkardığım ve nasıl değerlendirdiğim önemli… Hayat benim için ya siyah ya beyazdır, gri hiç yoktur. Arkadaşlık ve aile kavramları benim için inanılmaz önemli...

Sinemada rol almayı hiç düşündünüz mü?
Sinema yapmayı elbette çok isterim, şu ana kadar sadece Kadın Krallığı diye bir filmde konuk oyunculuk yaptım. Ama dediğim gibi hayallerimin arasında sinema da var.

Peki anne olmayı istiyor musunuz?
Tabii ki istiyorum. Sadece anne olmak için anne olmam elbette. Çünkü çocuk sahibi olmadan önce ve sonra diye ayrılan çok keskin çizgi bu… Çocuğa ciddi bir şekilde odaklanmak gerekiyor. Bana eş ya da sevgili olacak kişinin çok iyi bir baba olacağını bilmem gerekir. Böyle birini bulursam hic beklemeden çocuk sahibi olmayı isterim.

http://www.vanilla.com.tr/RoportajDetay.aspx?RoportajId=12

14 Haziran 2011 Salı

Baba olduklarını ne zaman hissettiler?

Annelik, hamilelikten itibaren gelişen bir duygudur. Peki ya babalık? İşte ünlü babaların cevapları...
Hazırlayan Müge Serçek
Fotoğraf Eda Aydın
Ebebek Dergisi

9 Haziran 2011 Perşembe

Çocuksu seksilik...

Siyaset Bilimi okurken tam bir "U" dönüşü yapıp kendini moda dünyasının içine atan Bahar Kanık, yaptığı tasarımlarla kadınların içindeki çocuksu seksiliği açığa çıkarmayı hedefliyor.
Söyleşi Müge Serçek
Trendsetter Dergisi

2 Haziran 2011 Perşembe

Çok eşliliğe “EVET”

Çok eşlilik olacaksa, her iki cinsiyet için de geçerli olmalı değil mi?
Fotoğraf sanatçısı Niko Guido, bu düşünceden yola çıkarak anlamlı bir çekim yapmış. “Çok eşlilik yasal olsun” diyen Sibel Üresin’e ironik bir destek veren Niko Guido, “Eğer eşitlik ilkesi anayasamızda mevcutsa, çok eşlilik her iki cinsiyet için de gündeme getirilmelidir” diyor. Ayıca 21. yüzyılda böyle bir yaşam tarzının Türkiye’de tartışmaya açılmasını şaşkınlıkla karşıladığını ifade eden sanatçı, seçme ve seçilme hakkını 1934 yılında Fransız ve İtalyan kadınından 11 sene önce elde eden Türk kadınının, böyle gerici bir konunun gündeme getirilmesini hak etmediğini savunuyor.
Çok da iyi ediyor.