22 Haziran 2011 Çarşamba

“İşimi aşkla yapıyorum”

Kısacık boyuyla hiç kimseden çekinmeden ulu orta her şeyi söyleyen ‘Menekşe’ rolüyle tanıdık ve hemencecik bağrımıza bastık Asuman Dabak’ı… Tiyatroda, sinemada ve televizyon dizilerinde başarıları dizilere karşımıza çıkmaya devam etti Dabak. Şimdilerdeyse hem televizyon dizisi devam ederken hem de dört yıl önce kurduğu kendi tiyatrosu için sahneye çıkmaya devam ediyor. Kısa zamanda çok iyi işler çıkaran başarılı oyuncunun bundan sonraki hedefi ise Asuman Dabak Tiyatrosu’nda kendi öğrencilerini yetiştirebilmek… Röportaj Müge Serçek Biroğlu

Tiyatrocu olmaya nasıl karar verdiniz?
30 sene önce yani ilkokul beşince sınıftayken okul mesamelerine çıkmaya başladım. Sahnenin tozunu ilk orada yuttum. Daha sonraki okul yıllarımda da yine tiyatro kollarında çalışmalar yaparken buldum kendimi. Okuldan sonra sokak tiyatrosu, belediye tiyatrosu, şehir tiyatrosu derken epey bir yol kat ettim.
Tiyatroya bu kadar bağlıyken neden konservatuar değil de başka bir bölüm okudunuz?
Evet, konservatuar mezunu değilim, üniversitede turizm otelcilik bölümünde okudum. Ailem tiyatroculuğu meslek olarak görmüyordu, bu işten para kazanılabilineceğini düşünmüyorlardı. Ben de onları kırmamak adına turizm ve otelcilik bölümünde okudum. Bitirdikten sonra diplomamı aileme hediye ettim ve “Ben kendi istediğim işi yapmak istiyorum.” dedim. Ancak iyi ki turizm ve otelcilik bölümünde okumuşum, çünkü ne olursa olsun başka bir iş sektöründe bilgim oldu, altın bir bileziğe sahibim.
Sonra ne oldu her şey yolunda gitti ve siz tiyatrocu mu oldunuz?
Her şey birden bire olmadı tabii ki. Bir müddet tıbbi mümessillik yaptım. Bu sırada İstanbul ile kontaklar kurmaya çalıştım ve İstanbul’daki arkadaşlarımın da artık İstanbul’a gelme vaktimin geldiğini söylediklerinde, işimi bırakıp hemen geldim. Önce bir turizm acentesinde part-time çalışmaya başladım. Bu sırada bir yandan dublaj yapmayı öğrenirken diğer yandan Bahçelievler Belediye Tiyatrosu’na girdim, önce çocuk oyunlarıyla başladım daha sonra büyükler için oynanan oyunlara geçtim. Altı ay sonra da televizyon maceram başladı, bazı dizilerde ufak tefek roller oynamaya başladım. Oyunculuktan para kazanmaya başladığım anda turizmi bıraktım.
Oyunculuk yolunda ilerlerken “keşke konservatuar okusaydım” dediğiniz zamanlar oldu mu?
Tiyatro için akademik kariyerinin olmasından yanayım yani konservatuar okunmalı bence… Ancak işin esası ‘aşk’la başlıyor, bir şeyi gerçekten çok istiyorsanız ve aşıksanız, onun için her şeyi yaparsınız; kendinizi geliştirirsiniz, öğrenirsiniz… Sonuçta bu işin sırrı biraz da yetenek ve aşk işi… Gerçekten de yeteneğiniz varsa, geride kalan bilgileri kendiniz tamamlayabilirsiniz. Konservatuar okumadığım için kendimi çok eksik görmüyorum, çünkü ben çok ciddi hocalarla aynı dizilerde, filmlerde ve tiyatrolarda rol aldım, onlarla aynı ortamı teneffüs ettim.
Peki, ilk yıllarda alaylı mektepli çatışmasını yaşadınız mı?
Hayır, yaşamadım çünkü ben haddimi bilen bir insanım. Yeni bir ortama girip bir sürü konservatuar mezunuyla aşık atmaya kalkışmak, “Ben daha iyi biliyorum” diye kendini ortalara atmak çok korkunç ve komik olurdu. Kaldı ki kendini geliştirmek ve bir şeyler öğrenmek isteyen bir insan böyle bir hadsizlik yapmaz. İlk yıllarımda ben ustalarımın yakalarına yapıştım, “Ben bir şey bilmiyorum, lütfen bana bir şeyler öğretin.” diye… Gerçekten ustalarım da beni hiç kırmadılar.
Size çok büyük emekler vermiş, sizin için ayrı bire yeri olan kimler var mesela?
Tabii var, bununla ilgili birçok örnek verilebilir. Çünkü Türk tiyatrosunda çok saygı değer üstatlar var. Şimdi birinin adını söyleyip diğerinin adını unutursam, gönül koyarlar bana. Bu yüzden isim vermekten yana değilim fakat Türk tiyatrosunda dünya çapında başarı sağlayabilecek aktör ve aktrisler var bence. Birçok sanatçımız yurtdışında bir yerlerde iş yapıyor olsalardı, eminim ki ‘Oscar’lık oyuncular çıkardı
Kariyerinizdeki dönüm noktası ne oldu sizce, ‘Tatlı Hayat’ dizisi mi?
Kesinlikle ‘Tatlı Hayat’ dizisi benim dönüm noktam oldu. Tatlı Hayat’tan önce de birçok televizyon dizisinde rol almıştım fakat benim kırılma noktam bu diziyle oldu.
İnsanlar, dizideki ‘Menekşe’ karakterini neden bu kadar çok sevdiler sizce?
Evet, bu karakter Türk izleyicisinin gönlüne taht kurdu. Çünkü çok gerçek bir karakterdi, halkın içinden biriydi Menekşe, içinde kötülük yoktu. Birçok insanın söylemek isteyip de söylemediği birçok şeyi ‘dan dun’ söyleyen biriydi. Menekşe bizden biriydi…
Rollerinize nasıl hazırlanırsınız, oynayacağınız karakteri nasıl çıkarırsınız?
Aslında hepimizin içinde oynayacağımız role ilişkin ufak kırıntılar bulabiliriz. Mesela benim içimde gazeteci de var, manav da, temizlikçi kadın da, şizofren de var… İnsan bünyesinde hepsi bulunuyor. Zaten bizler oyuncu olarak küçük çapta birer şizofreniz çünkü sürekli olarak bir karakterden başka bir karaktere giriyoruz. İnandırıcı olması için bu karakteri, saçıyla başıyla, duruşuyla, tavrıyla tamamen giymek zorundayız. Bu yüzden ben öncelikle canlandıracağım karaktere ısınırım, sonra onu içimde bir yerlerden çıkarırım.
Dört yıl önce Asuman Dabak Tiyatrosu’nu kurdunuz, bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Asuman Dabak tiyatrosu olarak şuan dördüncü sezonumuzun içindeyiz. Bu tiyatroyu kurmak benim en büyük hayalimdi. Allah’ın şanslı kullarından biriyim ki doğru yerde ve zamanda bana bu fırsatı verdi. Arkadaşlarımın verdiği teşvikle 2006 yılında kendi tiyatromu kurmak için adımlar atmaya başladım. Öncelikle bu işlerin duayeni Haldun Dormen’in kapısını çaldım. Bana söylediği ilk şey “İnsanlar tiyatrolarını kapatırken sen tiyatro açmaya çalışıyorsun, sen delisin galiba” dedi. Daha sonra da hemen ekledi “ İyi ki senin gibi deliler var bu memlekette yoksa tiyatro çoktan bitmişti” dedi. Haldun hocamdan aldığım büyük destekle yola çıktık ve dört sezondur çok iyi işler yapıyoruz.
Asuman Dabak Tiyatrosu'nun başka ne gibi hedefleri var mı?
En büyük hedefimiz kendi öğrencilerimizi yetiştirebilmek. Kendi oyunculuk atölyemizi kurup daha sonra bir okula dönüşmek istiyoruz.

* Bu röportaj 1,5 yıl önce Synergy Grubu için yapılmıştır. http://www.kurumsalyayin.com/soylesi/187-asuman-dabak