30 Haziran 2011 Perşembe

Alkış sesleriyle başka bir dünyada buluyorum kendimi…


Türk tiyatrosuna çok büyük emekleri geçmiş oyunculardan biri Nevra Serezli. Oynadığı her rolün hakkını fazlasıyla veren, izleyicisini büyüleyen Nevra Serezli, “Tiyatro çok yorucu, çok stresli fakat sahneye çıktığınızda ve alkış seslerini duyduğunuzda, kendinize başka bir dünyada buluyorsunuz.” diyor. Eşi Metin Serezli ile aynı sahnede oynamaktan çok mutlu olduğunu dile getiren Nevra Serezli ile tiyatroya nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğini konuştuk.
Söyleşi Müge Serçek Biroğlu - Fotoğraf Eda Aydın

Tiyatroya olan ilginiz ne zaman başladı?
Ankara doğumluyum, fakat bir yaşından itibaren İstanbul Bebek’te yaşamaya başladık. İlkokulu Bebek’te okudum daha sonra Amerikan Kız Koleji’ni kazandım. Gitmek istediğim okullardan biriydi bu okul, çünkü İngilizce öğrenmek istiyordum. Okula başladığım günden itibaren yavaş yavaş piyeslerde ve okul tiyatrosunda rol almaya başladım. 1962 senesinde AFS bursuyla bir sene Amerika’da okuma şansı elde ettim, hayatımın en güzel yıllarından birini yaşadım orada. Amerika’da lise birinci sınıfı okurken tiyatro ve modern dans kurslarına katıldım. Daha sonra anladım ki burada gördüğüm eğitimler ilerleyen yıllardaki müzikal hayatımda çok büyük faydasını görmüşüm. Amerika’da bulunduğum sene içinde önemli bir oyunda önemli bir rolü üstlendim.

Türkiye’ye döndükten sonra ne yaptınız?
Türkiye’ye döndüm ve okulumu bitirdim. Tekrardan Amerika’ya gitmek istedim, çeşitli burslara başvurdum fakat kazanamadım. Bunun üzüntüsünü yaşarken o zamanların Müjdat Gezen Sanat Okul’u gibi önemli okullardan biri olan LSS tiyatro kursuna yazıldım. Sonra karşıma Müşfik Kenter, Ayla Algan, Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Melih Cevdet Anday, Haldun Taner gibi hocalar çıktı. Burası üç günlük kurslardan değildi, bütün bir sene boyunca her gün okul vardı.

Bu usta isimlerle aynı ortamda bulunmak, o yaşınızdayken neler hissettirmişti size?
Hepsi hocalarımdı fakat günün birinde onlarla karşılıklı oynayacağımı biliyordum açıkçası. Çünkü hep bu işi yapmak istiyordum. Babam da çok destekliyordu, mutlu olmamı istiyordu. Ailemin desteğini görmem çok önemliydi. Çünkü aklımda başka hiçbir iş yoktu, sadece tiyatro vardı.

Daha sonra ne oldu?
Okulu bitirdikten sonra Haldun Dormen bir yolunda oynamam için teklifte bulundu ve kolej yıllarımdan beri başarılarımı takip ettiğini söyledi. Tabii ben de koşa koşa Dormen Tiyatrosu’na gittim. Yani kolejdeki dokuz senelik tiyatro eğitimim ve sonrasında bu bir sene boyunca gördüğüm tiyatro eğitimiyle bu işe başlamış oldum, o sıralar 20’li yaşlarımın başındaydım.

Sizce gerçek tecrübe sahne üzerinde mi kazanılıyor yoksa okulda mı?
Sahnenin üzerinde tecrübe kazanarak bir yerlere gelinebiliyor. İstediğiniz kadar konservatuar bitirin, eğer sahne tozunu yutmazsanız, seyircinin karşına birebir çıkmazsanız tecrübe kazanamazsınız. Her gün bizim için bir tecrübe, her yaptığımız hata bile bize tecrübe olarak geri dönüyor. Sahneden birlikte çalıştığım hocalarımdan hep bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Türk tiyatrosunun en önemli isimleriyle sahneye çıkmışlığım vardır. Daha sonra müzikallerde oynamaya başladım, dublaj sanatçılığına başladım. Derken televizyona ve sinemaya çeşitli işler yaptım. Hala daha aynı şekilde devam ediyor.

Her alanda önemli başarılarınız var fakat sizin için önemli olan hangisi?
Bugün bana gelen hiçbir işi geri çevirmiyorum. Dublaj da yapıyorum dizi de, sinema da yapıyorum, tiyatro da… Çünkü hepsinden ayrı ayrı zevk alıyorum ve hepsi oyunculuğun bir bütünün oluşturuyor. Ama en çok tiyatroyu seviyorum tabii ki… Evet, çok yorucu, çok stresli fakat sahneye çıktığınızda ve alkış seslerini duyduğunuzda, kendinize başka bir dünyada buluyorsunuz.

Tiyatro yapan bir sanatçı için ‘televizyon’ soğuk gelmez mi?
Televizyon için çalışırken yaptığınız için zevkine varmıyorsunuz ama oynadıktan sonra beğenilirseniz, halkın verdiği tepki sizi mutlu ediyor. Kendinizi seyretme şansı buluyorsunuz, dizinin kasetini saklayıp yıllar sonra tekrardan izleyebiliyorsunuz. Fakat birebir reaksiyon almak sadece tiyatroda var. Üstelik her gün farklı insanlara oynuyorsunuz.

Nevra Serezli canlandıracağı bir karakteri nasıl çıkartmak için nasıl bir yok izliyor?
Herkesin yolu farklıdır tabii. Ben önce rolü bir okurum. Okur okumaz ya severim ya da sevmem. Eğer sevmezsem zaten oynamam. Şuana kadar hiçbir rolümü mecburi oynamadım. Dolayısıyla daha rolü okurken, karaktere karşı bir his doğuyor içimde. Oynamayacağım kötü bir karakter de olabilir hiç önemli değil. Daha sonra da bu rolü ne katabilirim diye düşünürüm. Yani benim duruşumdan, kişiliğimden bir şeyler katabilir miyim acaba düşürüm. Bunun dışında enerjime çok güvenirim. Enerjik rollerin altından kalkabileceğime inanırım. Rol çıkarmaya gelince de mutfakta yemek yaparken de o karakteri düşünür ve onun gibi olmaya çalışırım, gece riyamda da… Hele oyun yaklaştıkça rüyalarımdan hiç çıkmaz. Bir gün saçını düşünürüm, bir gün kıyafetlerini düşünürüm. Benim için en önemli olan da oynayacağım karakterin nerden geldiği, geçmişidir… Amerikalı mı, İngiliz mi, Türk mü, Alman mı bütün bu bilgiler çok önemli… Vücut, duruş, oturuş, kalkış bir karakteri yaratmada en önemli unsurdur. Bunun dışında çevremdeki insanları gözlemliyorum. Daha sonra bütün bunlar birer puzzle parçası gibi kafamda birleşiyor ve bir bakmışım rol çıkıvermiş. Zaten sonrası çok kolay, duyguyu doğru verebilmek, lafları güzel söylemek yeterli! Bir rolü çıkarırken Nevra Serezli’yi bir yere kadar unutturup, oynadığım karaktere inandırabilirim insanları… Perde kapandığı andan itibaren de rolden tamamen sıyrılıp yine eski hayatıma devam ediyorum. Yani “o rolden sıyrılamadım hala onun etkisindeyim” gibi bir şey yok.

Bugüne kadar sahnede yaşadığınız en ilginç olay ne oldu?
Beni en çok zorlayan hastalıklarla boğuştuğum sırada oynadığım oyunlar oldu. Çok öksürdüğüm, ateşimin çok yüksek olduğu, kadınsal hastalıklardan ötürü iyi olmadığım çoğu zamanı sahnede geçirdiğimi bilirim. Ne kadar hasta olursam olayım, sahne üzerine çıktığım zaman hastalık falan kalmıyor.

Sizin için ayrı bir önem taşıyan oyun var mı?
Var tabii… Çılgın Sonbahar, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri, Durdurun Dünyaya İnecek Var, Aşk… Ve daha birçok oyun var. Fakat Aşk oyununun yeri bende ayrıdır, çünkü Aşk oyununda Metin Serezli ile birbirimize aşık olup, evlendik. Bu yüzden o oyundaki rolüm hayatımın en güzel rolüydü. Ayrıca o rolümle çok olumlu eleştiriler almıştım. Eleştirmenler ‘Bir yıldız doğuyor’ diye yazmışlardı.

Eşiniz Metin Serezli ile aynı sahneyi paylaşmak, karşılıklı oynamak nasıl bir duygu?
Metin’le oynamak hem çok kolaydır hem de çok zordur. Fakat öncelikle çok iyi bir oyuncudur, zamanlaması harikadır. Metin’le oynamak kolaydır; çünkü çok iyi bir oyuncu. Zordur; çünkü çok pimpirikli ve titiz bir oyuncu, oyunun son gününe kadar eleştirileri bitmez. Fakat o kadar olgun bir insandır ki, ben de onu çok rahat bir şekilde eleştirebilirim. Bu yüzden karşılıklı olarak birbirinizi çok iyi eleştiririz. Aynı şekilde çocuklarımızdan da eleştiri alırız ve bunu değerlendiririz…

Oyunculukla ilgili ders veriyor musunuz ya da böyle bir düşünceniz var mı?
Hayır, vermiyorum çünkü bu konuda kendime güvenmiyorum. Öğretme yeteneğim yok. Fakat biri gelip bana bir şey sorduğu zaman, çok iyi bir şekilde cevaplar ve iyiye yönlendirmeye çalışırım. Ama sürekli olarak eğitim vermeye sabrım yok. Çok iyi bilmeme rağmen kendi çocuklarıma İngilizceyi anlatamamış, öğretememiş bir insanım.

Siz aynı zamanda çocuklarınıza çok düşkün bir anne olduğunuzu biliyoruz. Hatta bir televizyon programında, küçükken oğlunuzu ara sıra takip ettiğinizi itiraf etmiştiniz…
Evet, ben kılık değiştirip bir müddet takip ettim oğlumu, bir müddet sonra arkasını dönüp “Anne ne olur yeter artık takip etmeyi bırak” dedi. Ben yalana çok karşı bir insanımdır ve hiç yalan söylemem. Benim için dürüstlük çok önemlidir. Acaba çocuklarım bana karşı yalan söylüyor mu, onlara güvenebilir miyim korkusuyla takip ettim. Çünkü tam ergenlik dönemleriydi. Daha sonra gördüm ki bana karşı gerçekten dürüst davranıyorlarmış. Bunu hissettiğim andan itibaren dedektifliği bıraktım…

İnsanlara örnek olacak bir aile yapınız var, çok yoğun çalışan ve başarılı iki tiyatrocu olarak evdeki düzeni nasıl kurdunuz?
Bu konuda vicdanım biraz rahatsız olabiliyor. Çünkü çocuklarım küçükken sürekli turnelere gidiyorduk. Bu biraz canımı acıtıyor çünkü başka bir şansımız yoktu. Fakat annemle beraber oturuyorduk ve çocuklarım anneme emanetti. Bunun dışında akşam sofrası keyfini yaşayamadık. Daha sonra da Metin akşam sofralarına çok önem verdi. Biz akşam sofrasının önemine inanıyoruz. Masada konuşulanlar, aile bütünlüğünün sağlanması, paylaşım çok güzel şeyler tabii ki. Birbirine kenetlenmiş bir aileyiz. Bizim ailede hiç yasak olmadı…

*Bu röportaj Radyograf Dergisi için yapılmıştır.
http://www.radyograf.com.tr/sanatci-gozuyle/19-nevra-serezli