16 Mart 2009 Pazartesi

Muhabir Memet Ali Alabora sahneye çıkıyor

Muhabir sahneye çıkıyor

Az bulunur bir kimlik Memet Ali Alabora. Film ve dizilerde oynuyor, Garajistanbul’un projelerine imza atıyor, meydanlara çıkıp, savaşları ve küreselleşmeyi kıyasıya eleştiriyor… Elbette zaman zaman öncelikleri değişiyor, yok oluyor… Şimdi de onu “Muhabir” oyununda, bir muhabir olarak izleyeceğiz…
Cumhuriyet Gazetesi - Pazar Dergi - Müge Serçek

Televizyon dizileri ve sinema filmlerinde görmeye alışık olduğumuz Memet Ali Alabora’nın uzun süren sessizliğinin nedenini merak eden varsa hiç kaygılanmasın, Garajistanbul’un önümüzdeki sezonu için harıl harıl çalışıyor. Kendini sanat merkezine adamış görünüyor. Bu sezonun açılış projesi Kozmopolis. Bir de sanatçının hayatından esinlenerek hazırlanan ‘Muhabir’ oyunu var. Merak ettiklerimizi sorduk, Memet Ali Alabora yanıtladı.

- Sizi uzun zamandır televizyonda göremiyoruz, neler yapıyorsunuz?
Bütün vaktimi Garajistanbul’da geçiriyorum. Garajistanbul, sivil toplum ve kültürel dönüşüm projesi, biz de iş üretmeye ve bunları görünür kılınmaya çalışıyoruz. Ayrıca uluslararası ilişkilerimizi genişleterek Türkiye’deki çağdaş sanatın daha çok görünür olması, dünyadaki çağdaş sanatın Türkiye’de izlenebilmesi, Anadolu’daki birikimin de Avrupa’ya gidebilmesi için çaba sarf ediyoruz.

- “Muhabir” nasıl bir oyun, neyi ya da kimi anlatıyor?
Oyunun çıkış noktası Türkiye’nin 1995 – 1997 arası ilginç bir dönemi. Bir taraftan Güneydoğu’daki çatışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği, diğer yandan mafyanın tasfiye edildiği, belki de kabuk değiştirdiği ve yansımalarını bugün gördüğümüz bir dönemdi. İslami hareket değişmiş ve bir dönüşüm içine girmişti. Bu, sadece benim değil, Türkiye için de önemli bir zaman dilimiydi. Muhabirlik yıllarımdan kalma unutamadığım birçok anı ve duygu da var tabii. Oyun için bunların hepsini tekrar yaşıyor ve çıkarımlar yapıyorum.

- Bu zaman diliminin hangi olayları sahneye yansıyacak?
Şu an oyun hazırlanma aşamasında, o yıllara dair nelere değinebiliriz, nelere vurgu yapabiliriz bunun zihinsel taramasını yapıyoruz. Tek başıma oynayacağım, kendi hikâyemi anlatacağım.

- Oyunu da siz mi hazırlıyorsunuz?
Övül ve Mustafa Avkıran’la birlikte çalışıyoruz.

- Siz nasıl bir muhabirdiniz, nerelerde çalıştınız?
Hayatımda, liseyle üniversite arasında altı aylık boş bir dönemim oldu. Evde boş boş oturmak istemedim. Savaş Ay’ın daha önce söylediği “Bizim ekipte senin gibi gençler var” sözlerini hatırladım ve A Takımı’nı aradım. Bana iki seçenek sundular “muhabir asistanı mı olmak istersin, kamera asistanı mı?” dediler. Ben de muhabir asistanlığını tercih ettim ve başladım. 6 ay sonunda konservatuvar sınavını kazandım ama geri kalan iki yıl boyunca ne ben A Takımı’nı ne de A Takımı beni bırakabildi. Okulla birlikte bir süre muhabirliği devam ettirdim. Daha sonra yol ayrımı yapma ihtiyacı hissettim ve oyunculuğu tercih ettim.

- Gazetecilikten neler öğrendiniz, daha doğrusu meslek size neler öğretti?
Gazetecelik demektense “A Takımı’nda geçirdiğim yıllar” demeyi tercih ederim. Öncelikle sorumluluk almayı öğrendiğimi söyleyebilirim. Çok küçüktüm ama çoğu zaman sorumluluk sadece bende olacak şekilde haber yapmaya gidiyor ya da tek muhabir olarak bir kameramanla nöbete kalıyordum. Birçok gerçek olaya hayatın başlangıcında göz tanıklığı ettim, 20 yaşına gelmeden birçok şeyi deneyimleme imkânım oldu. O yaşıma göre çok yer gezdim, İstanbul’un sokaklarını çok iyi öğrendim.

- Muhabirlik oyunculuğunuzu ne kadar besledi?
Oyunculukta da ilgilendiğim sokakta olmak ve bir şeyleri sokakta aramak fikri muhabirlik yıllarımdan çok beslendi.

- Bugüne kadar oynadığınız filmlerde sanatsal ya da ticari film gibi bir ayrım yapmadınız. “Kayıkçı”da da oynadınız, “Maskeli Beşler”de de…
Ben politik biriyim diye yaptığım her işin politik olması gerekmiyor. Daha doğrusu böyle düşünüyordum, ama şimdi nasıl düşünüyorum ben de bilmiyorum. Bugüne kadar yaptığım hiçbir işten pişman değilim, çoğunun içinde keyif alarak çalıştım.

- Sizi küreselleşme ve savaş karşıtı gösterilerde görüyoruz. Yakın tarihte planladığınız eylem var mı?
Küresel BAK’ın imzacılarından biriyim. 1 Eylül’de Beşiktaş iskelesinde bir toplantı, 27 Eylül’de de Filistin’e özgürlük için bir basın açıklaması olacak.

- Birçok kez babanızla aynı saflarda slogan atarken gördük sizi. Baba oğul aynı eylemde yer almak nasıl bir duygu?
Yan yana mücadele ediyor olmak çok güzel tabii. Bazı eylemlere annem de katılıyor. Biz birçok konuda tartışsak ve aynı fikirde olmasak da aynı eylemin içinde var olmak güç verici bir şey