3 Ağustos 2010 Salı

Bir çekim 'yapamamanın' hikayesi

Dergilerde şöyle göz ucuyla bakıp, bir kaç saniyede sayfayı çevirdiğinizi fotoğrafları çekmek için ne kadar uğraşıyoruz tahmin bile edemezsiniz. Hele ki bu fotoğraflar bir moda çekimine aitse... Ben, moda çekimlerimi genellikle çocuklarla yaptığım için en büyük zorluklardan birini yaşıyorum diyebilirim. Bu işlerle ilgisi olan kişiler bilir; en zor çekim ya çocukla yapılan çekimdir ya da herhangi bir hayvanla... Çünkü her ikisi de sizi dinlemez, ne dediğinizi anlamazlar ve bildiklerini okurlar...
İşte bu yüzden siz istediğinizi tek bir kare fotoğrafı alabilmek için tüm gün, belki de günlerce helak olursunuz. Ama gelin görünki kimse, neler çektiğinizi, neler yaşadığınızı bilmez, anlamaz! Normal bir moda çekimi de oldukça zordur; konsepti, saçı, makyajı, mankeni, stylingi derken epey uğraş gerektiren ciddi bir iştir. Fakat tüm bu zorlukları bir de küçücük çocuklarla hatta bebeklerle yaptığımızı düşünecek olursanız tüm meşakkat ikiye katlanır.

Uzun zamandan beri yaptığımız çekimlerin perde arkasında neler yaşadığımızı ve backstage fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyordum, en son yaşadığımız trajikomik olaylar bu düşüncemi daha da belirginleştirdi...

Geçtiğimiz haftalarda fotoğrafçım Eda Aydın'la birlikte bir çekim için şehir dışına gittik. Gitmeden önce herşeyi dakikası dakikasına planladık. Planımız aynen şöyleydi; sabah erkenden uçağa binecektik ve tam planladığımız saatte gideceğimiz şehirde olacaktık. O şehirde bizi karşılaması için ayarladığımız araba gelip bizi alacak ve çekim yapacağımız mekana götürecekti. Eda, çekim için gereken ekipmanlarını ve fonunu kurarken, ben de anne olan modelimizin saçı ve makyajıyla ilgilenmek üzere onunla birlikte şehrin en iyi kuaförüne gidecektim. Çekim mekanına geri döndüğümüzde kıyafetleri anne ve bebek modelimize giydirip, çekimi yapmaya başlayacaktık. Ve gayet güzel bir çekim yapacaktık...

Plan aynen böyleydi, ama bakın neler oldu?

Önce tam da planladığımız gibi daha kargalar bile uyanmadan gideceğimiz şehre vardık, bizi karşılayacak olan aracın gelmesine daha 20 dakika vardı, biz de tamamen uyanıp, güne güzel başlayabilmek için sıcacık bir kahve içtik. Aracın gelmesi gereken saatte şoförü aradım, ancak telefonu kapalıydı. Her zaman bu gibi durumlarda anında panik olan "ben", bu durumu gayet sakin karşıladım, "Yoldadır, geliyordur; herhalde telefonunu açmayı unuttu." gibi pozitif cümleler kurdum. Hatta Eda'nın "Bir de şoför gelmezmiş, bizi unuturmuş, ne komik olur düşünsene." gibi şakalarına katıla katıla güldüm.

Derkennnnnn arabayı beklemeye devam ettik;
10 dakika bekledik,
15 dakika oldu,
20 dakika....

Zaman geçiyordu ancak bizim araçtan ses seda yoktu. İşin aksi tarafı bende sadece şoförün cep numarası vardı, aracı kiraladığımız şirkete dair hiç bir numara yoktu... Baktık ki bekle bekle bir şey olmuyor. O şehirde bulunan tanıdıklarıma telefon açtmakta buldum çareyi. Durumu anlattım. Sağ olsunlar aradan çok zaman geçmeden bizi almaya geldiler. Fakat yeni bir araç ayarlayana kadar epey zaman kaybettik. Bize illa da bir araç gerekiyordu çünkü çekim için yanımızda bir sürü malzeme vardı, o malzemelerle ancak 10m gidebilirdik, halbuki çekim için gideceğimiz yer, şehrin diğer ucundaydı. Bu yüzden planlarımızda değişiklikler olmaya başladı; mesela ilk olarak çekim yapacağımız mekana gideceğimize anne modelimizle kuaförde buluştuk. Saç ve makyajın yapılmasıysa iki saati buldu. Derken çekimin yapılacağı mekana gittik ve Eda'yla birlikte stüdyoyu kurmaya başladık. Bu iş de epey vaktimizi aldı.
Herşey hazırlandı, çekim yapmaya hazırız dedik fakat çekim yapacağımız bebeğin uyku saati geldi ve uyuyakaldı... Yaklaşık iki saat kadar bebeğimizin uyanmasını bekledikten sonra uyandı, yemeğini yedi. "Tamam artık her şey hazır, çekime başlayabiliriz." dedik ve başladık ancak Eda flaşlarının patlamadığını söyledi. "Allah Allah ne oldu acaba" diye düşünürken, elektriklerin kesildiğini fark ettik. Saatlerden beri çekim yapabilmek için uğraşıyoruz, üstelik geri dönüş için uçak saatimize çok az kaldı fakat bizim elimizde hala tek bir fotoğraf karesi dahi yok... :SSS Tabii bu durumda Eda'da da, bende de sinir ve stres had safhada!

Bir müddet elektriklerin gelmesini bekledik, fakat nafile ne gelen var ne de giden. Çaresizlik içinde kıvranırken, çekim yapacağımız aileden harika bir fikir geldi "Çekim için başka bir mekana gidelim, bizim bildiğimiz bir yer var." "Aaa, süper" dedik. Stüdyoyu tamamen bozduk, Eda fotoğraf makinesini ve aparatlarını toplarken ben de çekim için getirdiğim kıyafet ve prodüksiyon malzemelerini topladım. Her şey hazırdı, diğer mekana gitmek için arabalara doğru ilerlerken, yağmurun azizliğine uğradık. Anne modelimiz azcık ıslandı.
Bu bir şey değil çünkü daha kötüsü de oldu!
Diğer mekana iki araba olarak gidecektik, arabalara bindik fakat arabalardan biri çalışmadı... :S Tersliğinde bu kadarı olur yani, her şey üst üste geldi... O anda o kadar sinirimiz bozuldu ki, hep birlikte sinirden kahkahalarla gülmeye başladık.
Biz yeni çekim mekanımıza gitsek de malzemelerin bulunduğu araba bozulduğu için bir müddet arabanın gelmesini bekledik. Neyse ki çok geçmeden araba geldi. Tabii biz de hemen stüdyoyu kurmaya başladık ve hemen anneyle bebeği giydirip, çekime başladık. Bebeğin bir sonraki uyku saatine çok az kalmıştı, bu yüzden onun ilgisini çekmeye çalışıp türlü türlü şebeklikler yaparak çekime bir müddet devam ettik. Fakat bir müddet sonra bebeğimiz kafasını annesinin göğsüne koydu ve gözlerini ovuşturmaya başladı :)) Bu süre zarfından elimizden geldiği kadar farklı pozlarda fotoğraf çekip, durumu kurtarmaya çalıştık tabii... Ama ne kadarı oldu, ne kadarı olmadı bilmiyorum. Tüm talihsizliklerin bizi bulduğu bir günde, durumu kurtarmak için elimizden gelenin en iyisini yaptık. Sadece o gün şans bizden yana değildi diyelim... Fakat çekim yaptığımız ailenin yardımları, misafirperverliği ve iyi niyeti olmasa, bu çekimi asla yapamazdık. Bu yüzden çekimi yaptığımız ailenin her bir üyesine ayrı ayrı teşekkür ediyorum, hepinizin ellerine sağlık.

Bu "Müge - Eda" ikilisinin başına gelen trajikomik çekim olaylarından sadece bir tanesi :)) Biz de daha ne hikayeler var bir bilseniz. :))) Ama hiç merak etmeyin zamanı geldiğinde onları da paylaşacağım... Şimdilik benden bu kadar, tirajıkomik başka maceraları sizlere anlatmaya devam edeğim... :)))