25 Şubat 2012 Cumartesi

Röportajların Perde Arkası -VOL 1-










Bugüne kadar sayısını hatırlamadığım kadar çok röportaj yaptım. Bunların arasında yazarlar da vardı, siyasetçiler de, sanatçılar da, oyuncular da, mankenler de, şarkıcılar da, normal vatandaşlar da… Her röportaj bir deneyim, her konuştuğum kişi için benim için ayrı bir tecrübeydi.
Röportaj yapmaya lisede başlasam da, asıl deneyimlerimi üniversite yıllarımda kazandım. Örneğin bitirme ödevlerimizden biri için televizyonda işlenen kültürel ilişkileri irdelememiz gerekiyordu. Ben de, o yıl yayın hayatına başlayan “Yabancı Damat” dizisindeki Türk - Yunan ilişkilerini incelemeye başladım. Projeyle ilgili teorik çalışmamı yapmıştım ama projeyi biraz daha çekici kılmak istiyordum. Allem ettim, kallem ettim Erler Film’i ikna edip, dizinin setine girmeyi başardım. Başta yönetmen olmak üzere dizinin birçok oyuncusuyla röportajlar yaptım. Oyunculara yaklaşırken bir çekingenliğim vardı, daha doğrusu çekingenlikten çok önyargılarım vardı demek daha doğru olur sanırım. “Ya sorularıma cevap vermezlerse, ya sorularımı beğenmezlerse, ya beni küçümserlerse” gibi…
Sonuçta üniversite öğrencisiydim ve sorularımı yanıtlamak zorunda değillerdi. Çünkü bu röportaj, televizyonda ya da herhangi bir gazetede yer almayacak, dolayısıyla onlara hiç pirim kazandırmayacaktı.
Dizinin başrol oyuncularından biri olan Nehir Erdoğanın saçı ve makyajı yapılırken hafifçe yanına yaklaşarak kendimi tanıttım, sorularımı cevaplayıp cevaplayamayacağını sordum. Ama ne yalan söyleyeyim çok büyük önyargılarla gittim yanına. Sanırım bu halim yüzümden de okunuyordu. Nehir Erdoğan önce beni dinledi, sonra şöyle baştan aşağı bir süzdü ve “Elbette sorularını cevaplarım” dedi. Saçının, makyajının yapılmasını bir an için durdurup bana bir sandalye buldu, hemen yamacına oturttu. Sonra bana “Ne içersin?” diye sorup catringle ilgilenen çocuğa “Müge Hanım’a sütlü bir kahve getirir misiniz?” diye seslendi.
Tabii ben bildiğiniz dumur oldum. Çünkü böyle bir ilgi beklemiyordum. O gün sette doğru düzgün sorularımı cevaplayan ve benimle en çok ilgilenen Nehir Erdoğan ve dizinin yönetmeni Yağmur Taylan oldu. İkisinin de olgunluğuna ve nezaketine hayran kaldım doğrusu.
Yaptığım ilk röportajlardan aklımda kalan ve unutamadığım anılarımdan biriydi bu. Elbette her röportajım böyle güzel ya da pozitif geçmedi. Tartışmalı bir şekilde sona erenler de oldu…
Bunlardan birini sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.
Yine üniversite yıllarımdaydım Radikal Gazetesi’nin “Genç” ekinde yazıyordum. Akşam saatlerine doğru ekin editöründen bir telefon geldi. Ertesi gün bir oyuncuyla röportaj organize etmişlerdi ama röportaja gidecek olan muhabirin başka bir işi çıkmıştı. Editör, “Röportaja sen gider misin?” deyince sevinçten havalara uçarak kabul ettim.

Ertesi gün, tam saatinde röportaj yapacağımız yere gittim. Kendini oyuncu sanan bu şahsiyet, röportaja tam yarım saat geç geldi. Akşamdan kalma bir hali vardı, iki kelimeyi bir araya getiremediği gibi asabi tavırları ve davranışları beni oldukça germişti. Üstelik saçı başı dağınık, üstü başı berbat ve leş gibi içki - sigara kokuyordu.

Bir önceki gün röportaj yapacağım diye sevinirken böyle biriyle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Ben yine dumur oldum tabii, ama bu seferki başka türlü bir dumur olmaktı!
Genelde röportajlara ciddi bir hazırlık ve arşiv taraması yaparak giderim. Bugüne kadar sorulmamış soruları bulmaya çalışır, kafama yazarım ve röportaj sırasında takır takır sorarım, ama tecrübesizlikten ve ortamın verdiği gerginlikten, kafamdaki bütün sorularım bir anda uçtu gitti. Soruları hatırlamak için vakit kazanmaya çalışırken, ağzımda saçma sapan şeyler gevelemeye başladım. Kendini oyuncu zanneden şahsiyet de yeterince uykusunu alamamış ve alkolün verdiği sarhoşluktan ayılamamış olacak ki “Ben, bu röportajı burada bitiriyorum, sizinle röportaj yapmak istemiyorum” dedi. O an neye uğradığımı şaşırdım. O akşamdan kalma haliyle kendine bile saygısı olmayan bu adama, iki çift laf etmeye tenezzül bile etmeden ortamı terk ettim. Şimdi düşünüyorum da keşke sözüm ona oyuncu olmuş, ama insan olmamış bu herifin yüzüne bir iki laf çarpıverseydim. Hala içimde uhdedir!!!
Söz konusu oyuncunun kim olduğunu merak ediyorsunuz biliyorum, ama açık açık yazmamı beklemeyin! Ancak şöyle bir ipucu verebilirim... Birkaç sezon önce oldukça sevilen bir komedi dizide bıçkın bir delikanlı rolündeydi kendisi.
Yani uzun lafın kısası röportaj yaparken ya da bir haberi hazırlarken her türlü insanlar burun buruna geliyoruz. Ancak okuyucularımızın hiç biri haber üretim aşamasında neler yaşadığımızı bilmiyor. Bu yüzden ben de size ara ara röportajların perde arkalarını yazmak istiyorum...
Son olarak bu yaşadıklarımdan kendime çıkarttığım dersi de söyleyeyim: Bir daha asla başkasının ayarladığı bir röportaja gitmedim, gitmem de...