7 Şubat 2012 Salı

Hayat beni neden yoruyorsun?











Çocuğum… Tahminen sekiz, dokuz yaşlarındayım.
Ailece evdeyiz…
Annemle babam sohbet ediyorlar. O günün getirdiklerini ve götürdüklerini, yapmak istediklerini, gönüllerinde yatanları ama mevcut koşulların gerektirdiklerini konuşurken babam “Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamıyoruz ki bir türlü” diyor.
Şaşırıyorum!
Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamamak!
Bu laf da ne böyle, ne demeye çalışıyorlar!
Çocuk aklımla çok saçma geliyor bu laf bana! Eğer yapmak istediğim bir şey varsa, yaparım. Beni hiçbir şey engelleyemez ki diye düşünürken konunun kasvetinden sıkılıp seke seke odama doğru gidiyorum. Ama çocuk aklı işte, kafamın bir köşesine kazınıyor bu laf.
Aradan yıllar yıllar geçiyor…
İş hayatındayım… 
*5 dergi… İki tanesi aylık, üç tanesi üç aylık… Gece gündüz çalışıyorum; röportajlar, deşifreler, yetiştirilmesi gereken yazılar, çekimler, çeviriler, deadlinelar, telefon görüşmeleri, cevaplanmayı bekleyen emailler, yetişilmesi gerekilen toplantılar, bir sonraki dergi içeriği için çalıştırılması gereken hayal gücü – fikir ve öneriler, görüşülmesi gereken kişiler, takip edilmesi gereken yayınlar, haber bültenleri, okunması gereken gazeteler, köşe yazarları…
*Aynı zamanda okumaya devam ediyorum. Gözümde fazlaca büyüttüğüm ve sıdkımın sıyrıldığı yüksek lisansım, hayatımda oldukça büyük bir yer kaplıyor!  Devamsızlıktan kalmamak için işten izin alarak koştur koştur gittiğim dersler, araştırılması – hazırlanması – başarıyla gerçekleştirilmesi gereken sunumlar…
Aslında tez yazmam gereken yıldayım ama tembel bir öğrenci olduğum için geçen seneden kalan çok dersim var. Şimdi onları vermeye çalışıyorum. Bu yüzden aslında bu sene başlamam gereken tezime hiç başlayamadım. Onu yazıma dahil bile etmiyorum, dikkatinizi çekerim.
*Stres atmak ve sağlıklı bir bedene kavuşmak arzusuyla gittiğim spor! Tek lüksüm sanırım bu!
*Ve tabii ki ev işleri; yemek yapmak, mutfağı toplamak, çamaşır, bulaşık, ütü, süpürmek, silmek, düzen – tertip falan derken bir filme, bir tiyatroya gidebildiğimde kendimi şanslı hissediyorum. Allah’tan ev işlerinde eşim bana yardım ediyor da yüküm biraz da olsa hafifliyor. Yoksa hepten kafayı yiyeceğim.
*D&R’da görür görmez “Bu kitap harikadır, mutlaka okumalıyım” dediğim ve büyük bir hevesle aldığım kitaplar başucumda okunmayı bekliyor. Birkaç sayfa okunup bırakılıyor… Kitabı tekrar elime aldığımda, aradan geçen zaman, hikayeyi tamamen beynimden silerken, kaldığım sayfaya geri döndüğümde “John kimdi yaa, Janet’in nesi oluyordu?” sorularını sormaktan kendimi alamıyorum.
Hee bu arada yeni evliyim ben. Yani Nisan ayında 1. yılımızı kutlayacağız. Tabii işlerden fırsat bulabilirsek! Hafta içi ne yediğimiz yemekten bir şey anlıyoruz, ne seyrettiğimiz filmden. Hafta sonlarıysa eşimin çalıştığı hafta ben çalışmıyorum, benim çalıştığım hafta eşim çalışmıyor… Çocuk olayını tabii ki henüz düşünmüyoruz bile. Ama o malum "Eee bebek ne zaman?" sorusunu soranların gözünün tam ortasına yumruğu çakasım geliyor.
İşte tüm bunlar aklımdan geçerken babamın sözleri geliyor tekrar aklıma… “Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamıyoruz ki bir türlü…”
Evet, şimdi bu lafın ne anlattığını çok daha iyi anlıyorum…
Bütün bu anlattıklarım sadece benim hayatımdan kısa bir kesit. Eminim ki bu yazıyı okuyanların birçoğu benzer hata kimileri çok daha ağır şartlarda yaşamlarını sürdürüyor. Sağlık sorunlarıyla cebelleşenler, haksızlığa uğrayanlar, acı ve çile çekenler, çoluğuyla çocuğuyla, faturalarla, bankalarla, borçlarla uğraşanlar, madenlerde çalışanlar ve daha birçokları…
Bu yüzden tüm bunları düşünüp, teselli bulup var gücümüzle hayatımıza devam ediyoruz…
Ve tüm bunlara kısaca HAYAT diyoruz...