6 Ekim 2011 Perşembe

Balerinlikten oyunculuğa giden bir serüven


Küçük bir çocukken balerin olmaya karar veren Yağmur Kaşifoğlu, bu yolda emin adımlarla ilerlerken birden sakatlanıyor ve çok sevdiği baleden uzaklaşmak zorunda kalıyor. “Şimdi ne yapacağım?” düşüncesiyle boğuşurken kendini önce Med Yapım’da asistanlık yaparken sonra da oyuncu olarak buluyor. İşte her dakikasını dolu dolu geçiren, hiç bir kompleksi olmayan oyuncu Yağmur Kaşifoğlu’nun başarı hikayesi…

Söyleşi Müge Serçek Biroğlu
mugesercek.blogspot.com'a özel röportaj ©

11 yaşında bale yapmaya başlamışsınız, bunu siz mi istediniz?
Küçükken çok zayıfmışım kemiklerim çok güçsüzmüş, babam da beni jimnastiğe yazdırmış, kaslarım güçlesin diye. Bir süre jimnastik yaptıktan sonra ritmik jimnastiğe geçtim. Bale ve ritmik jimnastik birbirine çok benzer, o sırada baleye karşı ilgim başladı. Tabii bu arada asıl destek annemden geldi. Zamanında kendisi balerin olmak istemiş ama bazı şartlarından dolayı olmamış. Benim de baleye ilgim olduğunu görünce sınavlara girmem için destek oldu.  Böylece İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Bale Bölümü’nde eğitimime başladım.

İyi bir balerinken sakatlanarak baleyi bırakmak zorunda kaldınız. Nasıl sakatlandınız?
Birden bire sakatlanmadım. Yavaş yavaş gelişen bir durum oldu. Bale, vücut anatomisine çok ters bir şeydir, vücudu oldukça zorlar. 18 yaşımdayken sakatlığım başladı yani vücudum gelişimini tam olarak tamamladığı sırada.

Sorun neymiş peki?
Siyatik sinirlerimi zedelemişim, dolayısıyla belim de sakatlandı. Uzun bir müddet tedavi gördüm ve 19 yaşıma geldiğimde artık dans edemeyecek duruma gelmiştim, ister istemez baleyi bırakmak zorunda kaldım.

O dönemde “Şimdi ne yapacağım?” kaygısına düştünüz mü?
Düşmez olur muyum, hem de çok büyük bir boşluğa düştüm. Çünkü zaten mesleğime 11 yaşında karar vermiş ve balerin olmak istemiştim. Yıllarca hep bu yolda ilerledim… Baleyi bıraktıktan sonra başka ne yapabileceğime dair kafamda hiçbir şey yoktu. Hangi meslekte başarılı olabileceğimi, nelere karşı ilgimin olduğunu, hangi konularda yetenekli olduğumu bilmiyordum. Baleden sonra tüm bunları keşfetme sürecim başladı.

Daha sonra nasıl devam etti peki?
Konservatuvardaki arkadaşlarım “Tiyatro bölümüne gelsene, burada bir şeyler öğrenirsin” dediler ama “dans etmeyeceksem sahneye neden çıkayım” gibi bir tavır içindeydim o zamanlar. Daha sonra tesadüfen Med Yapım’a yolum düştü.

Nasıl oldu bu tesadüf?
Arkadaşımın ablası Fatih Aksoy’un asistanıydı. O dönemde yetiştirmek üzere birini arıyorlardı. Arkadaşım da, kafamın çok karışık olduğunu biliyordu: “Nasıl olsa yetiştirmek için birini arıyorlar, bir dene istersen.” dedi. Kaybedecek bir şeyim olmadığı için “Neden olmasın?” dedim ve gittim. Seyirci koordinatörlüğünden tutun da reji asistanlığına, sanat yönetmeni asistanlığına kadar her alanda staj yaptım, işleyişin nasıl ilerlediğini öğrendim. Daha sonra bu işi sevdiğime karar verdim ve Med Yapım’da çalışmaya başladım.

Kamera önüne geçmeniz nasıl gerçekleşti peki?
Yine Fatih Aksoy sayesinde oldu. Bir gün Nejat Uygur’la toplantı yapıyorlardı, beni çağırdı ve “Böyle bir rol var yapmak ister misin Yağmur?” deyince şok oldum. Konservatuvar mezunuydum ama oyunculuğa dair deneyimim yoktu. “Yaparsın, yaparsın!” diye destekleyince, “Tamam” dedim ben de… Böylece Nejat Uygur’la ve muhteşem ekibiyle birlikte ilk oyunculuk deneyimimi kazanmış oldum.

Çok büyük bir şans olmuş gerçekten?
Kesinlikle… Oyunculuğun ne kadar keyifli bir şey olduğunu keşfettim. Daha sonra Med Yapım’ın çektiği bir reklamda ve bir drama dizisinde küçük bir rolde oynadım.

Bu sırada asistanlık yapmaya devam ediyor muydunuz?
Evet, aynı zamanda asistanlığa devam ediyordum. O sırada oyunculuk yapmak benim için adeta ek iş gibi olmuştu.

Oyunculuğu o kadar çok sevmişsiniz ki, bu işin eğitimini almaya karar vermişsiniz sanırım…
Evet, baktım ki oyunculuk çok keyifli bir şey, bari okulunu okuyayım diyerek Akademi İstanbul’da Gösteri Sanatları Bölümü’nde eğitim görmeye başladım. Bu bölüm tam istediğim gibiydi; oyunculuk da vardı, dans da vardı. O okulda çok iyi hocalardan çok şey öğrendim ama işin tecrübesi setlerde, sahnelerde kazanılıyor.

Tiyatroyla buluşmanız nasıl oldu?
Uğur Uludağ’ı zaten tanıyordum, oyunlarına da sürekli giderdim. O dönemde sahnelenen oyunlardan biri için iki oyuncu arıyorlardı. Oyuncu kuzenim Ebru Ayyıldız’la birlikte bu iki role çalışmaya başladık. Bir gün Uğur provalar sırasında Ebru’yla benim oynadığımız rolleri değiştirdi ve “Bu rolü sen, diğerini de Ebru oynayacak” dedi… Hâlbuki biz tam ters rollere hazırlanmıştık. Nasıl olur falan derken, üç gün sonra sahneye çıktım, ama o üç gün kuzenimle birlikte deli gibi rollerimize çalışmıştık.

Eee, ilk oyun nasıldı peki?
Kazasız, belasız hiç hata yapmadan geçti, ama oyuna dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Nasıl oynadığımı, o oyun süresinin nasıl geçtiğini falan hiç bilmiyorum. Büyük bir şuursuzlukla oynadım yani. Böylece tiyatronun içinde buldum kendimi…

Peki ya sinema?
Ateş Dansı dizisinde oynarken, oyuncu arkadaşlarımdan biri yönetmen İsmail Güneş’e beni önermiş. İsmail Güneş o sırada “Gülün Bittiği Yer” filmi için oyuncu arayışı içindeymiş. Daha sonra bir araya geldik, filmin senaryosundan çok etkilendim. Dönem filmi olması da beni ayrıca etkilemişti. Böylece ilk sinema filmimi çekmiş oldum.

Peki, ilk sinema filminde Cüneyt Arkın’la oynamak size neler hissettirdi?
Senelerce filmlerini seyrettiğim, hayran olduğum Cüneyt Arkın’la aynı filmde oynamak harika bir şeydi. Gerçekten inanılmaz bir adam, çok güzel bir ışığı var. Sadece oturup onun anılarını dinleyerek bir sürü şey öğrenebilirsiniz. Çekimler sırasında bana çok yardım etti, fikir verdi, destek oldu. Bu benim için büyük bir şanstı.

Bu filmde oynadığınız rolle, SİYAD Umut Veren Genç Sanatçı Ödülü’ne layık görüldünüz. Bu ödülle meslek olarak oyunculuğu seçmenizin ne kadar doğru bir karar olduğunu düşündünüz mü?
Evet düşündüm. Zaten oyunculuk çok hoşuma giden bir iş olmuştu. Ödülle birlikte yanılmadığımı anladım. Sahneye çıkıp ödülü aldığımda dizlerimin titrediğini hissetmiştim, çok güzeldi. Ödül almak aynı zamanda insana acayip bir gaz veriyor.

Ancak daha sonra bu filmdeki oyunculuğunuzu beğenmediğinizi söylemişsiniz… “Şimdi olsa daha iyi oynardım” şeklinde bir açıklamanız var!
Seneler geçtikçe insanın yaşanmışlıkları ve deneyimler fazlalaşıyor. O filmde oynadığımda 20 yaşımdaydım, şimdiyse 34! Dolayısıyla o rolü şimdi oynasam, gerekli duyguları daha iyi yansıtabileceğimi düşünüyorum.

Her oyuncunun bir iyi kırılma noktası vardır, sizinkisi neydi?
“Kara Melek” benim için kırılma noktası oldu. Sokakta yürürken, hala “Siz kara melekte oynamıştınız, değil mi?” diyorlar. Kara Melek hiç unutulmuyor. İlerleyen yıllarda Eşref Saati dizisi çok sevildi, çok güzel bir kadrosu vardı. Şimdi de Kızım Nerede dizisiyle insanların beğenilerini toplandım galiba. Çok güzel eleştiriler alıyorum.

Bir rolü çıkartmak için nasıl hazırlanıyorsunuz?
Bütün rollerimin çıkış noktası yine benim aslında! O karakterin yerinde olsam ya da aynı şey benim başıma gelse ne yapardım düşüncesiyle rollerime hazırlanıyorum. Çünkü oynadığım karakter her ne kadar benden farklı biri olsa da, benim bedenimde canlanıyor, benim jestlerimi kullanıyor. Bu yüzden çıkış noktası benim! Ama bu hazırlanma süresinde rolümle yatıp kalıyorum, rüyalarıma giriyor, her an o yanımdaymış gibi hareket ediyorum.

Uğur Uludağ’la ilişkiniz nasıl başladı?
Uğur’un tiyatro ekibine katıldıktan sonra ekip olarak “Bekarlar” adında bir dizi yaptık. O diziyi çekerken set arasında çay içiyorduk “Evlenir misin benimle?” dedi. Ben de şaka olarak “Evet, evlenirim” dedim. İki ay sonra evlenmiştik! Onun öncesinde aramızda aşk yoktu. Evlilik teklifinden sonra başladı ve kısa bir süre sonra da evlendik. Biz flört süresini de evli olarak geçirmeyi tercih ettik yani.

İşle ilgili birbirinize danıştığınız şeyler oluyor mu?
Tiyatroda hocam Uğur’dur, tiyatroyu onunla öğrendim, oyunculuğum onunla gelişti. Ne zaman bana bir dizi ya da oyun teklifi gelse hemen Uğur’a okuturum, fikrini alırım. Onun öngörüleri hep doğru çıkar çünkü. Zaten yazarlık ve yönetmenlik tarafı da çok kuvvetli olduğu için projelere çok profesyonel bakıyor. Uğur bir şeyler yazıp okuttuğunda “Çok güzel olmuş!” diyorum. O da bana “Sen de her şeyi beğeniyorsun” diye kızıyor.

Sizi tiyatroda çok zorluyormuş, doğru mu?
Evet, doğru! Ekibin öğretmen çocuğu gibiyim!

Nasıl yani?
Annesi ya da babası aynı zamanda okulda öğretmeni olan çocuklar gibiyim. Aileler, okuldayken çocuklarına ayrımcılık yapmadığını belli etmek için onu daha çok zorlarlar, daha zor sorular sorarlar ya hani ben de bizim ekipte aynen o roldeyim. Bir hata yaptığımda, Uğur bana çok yüklenir. Aynı hatayı başka bir arkadaşımız yapsa o kadar kızmaz, ama söz konusu ben olduğumda epey kızıyor. Bütün ekip de bunun farkında… (Gülüyor)

Sizin de Uğur Bey gibi yazdığınız şeyler var mı?
Hayır, yok maalesef. Bizim ailede o işe Uğur bakıyor.

Karı - koca aynı sahnede olmak nasıl bir duygu?
Çok keyifli. Uğur’un oyunculuğunu çok beğeniyorum. Çok iyi bir oyuncu olmasına rağmen yazarlık ve yönetmenliği ön planda tutup, oyunculuk yönünü hep arka plana itmiştir. Sahneye çıktığımızda karı – koca ilişkisi diye bir şey kalmıyor. Tiyatronun kapısından girdiğimiz andan itibaren iki iş arkadaşı gibi işimizi yapıyoruz. Önceleri bunu oturtmakta zorluk çekmiştik ama şimdi her şey ayarında.

Bundan sonrası için ne gibi hedefleriniz var?
Tiyatro sahnesi beni istemeyene kadar sahnede olacağım. Çünkü tiyatro gerçekten inanılmaz bir şey! Hazırlık aşaması, bir şeyleri keşfetme dönemi çok heyecanlı bir kere… İnsanlarla göz göze gelip anında reaksiyon almak çok keyifli. Oyun bittikten sonra kendimi hiç yorgun hissetmiyorum mesela. Bizim oyunlar genelde 23.30 gibi biter. Oyun bitiminde seyircinin gösterdiği reaksiyondan o kadar çok etkileniyorum ve adrenalim o kadar çok yükseliyor ki, mutluluktan gece üçe kadar uyuyamıyorum. Bu yüzden tiyatro hayatımda hep olacak. Sinemanınsa farklı bir güzelliği var; seneler geçse de insanlar o filmi seyredebiliyor. Eskiden kendimi hep sinemaya yakın hissederdim ama şimdi tiyatroyla aynı seviyedeler, birbirinden ayıramıyorum.

Önümüzdeki dönem hangi oyunla tiyatro seyircisinin karşısına olacaksınız?
“Üçüncü Türden İlişkiler: Başlangıç” oyunumuzu sahneleyeceğiz. Bu da önceki oyunlarımızın devamı… Yine aynı ekip, güzel bir oyun sergileyeceğiz.