12 Haziran 2010 Cumartesi

Kapadokya basın gezisi

9 Haziran çarşamba günü 'Medyaevi' öncülüğünde benle birlikte toplam yedi kişi Kapadokya'ya gitmek üzere yola çıktık. Amacımız 'Türk Epilepsi ile Savaş Derneği' tarafından düzenlenen ve Sanofi-Aventis Grup / Zentiva’nın desteklediği “Epilepsi ve Ben” Resim Yarışması’nın ödül törenine katılmaktı. Çocukların bu konuyla ilgili neler hissetiklerini ve boyalar yardımıyla bunu kağıda nasıl dökeceklerini açıkçası çok merak ediyordum. Tabii bir yandan da Peri Bacaları'nı... :)
Gezi sırasında az da olsa keyifli bir bir şehir turu yaptık... İşte gezi sırasında çektiğim bir kaç kare fotoğraf.



Sağ fotoğraftaki kişileri soldan sağa sıralayacak olursam; Ben, Türkan Yılmazer (Akşam Gazetesi Sağlık Editörü), Buket Aşçı (Vatan Gazetesi Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni), Sinem Eminoğlu (Medyaevi Uzman Proje Yönetmeni), Ayben Özmelek (Sanofi Aventis Marka İletişim Koordinatörü), Ürün Dirier (Aktüel Dergisi Muhabir)

O gece otele döndüğümüzde yağmur yağmaya başlamıştı ve çok şiddetli şimşek çakıyordu. Halbuki bizim ertesi gün balona binmek gibi hayallerimiz vardı, şimdi Kapadokya'ya gidip balona binilmez miydi hiç? Fakat gece yağmur bastırınca balona binmekle ilgili umudumu kesmiş olsam da sabaha karşı saat 5'te otelin lobisinde buluşmak üzere sözleştik.

Sabah 5'te balona binmek için yola çıktığımızda hava daha tam aydınlanmamış olsa da, ne gece yağan yağmurdan eser vardı ne de rüzgardan... Doğa resmen balona binmemiz için izin vermişti. Bunun sadece bir tesadüften ibaret olduğunu düşünübilirsiniz. Fakat balondan inip çok kısa bir süre sonra otele döndüğümüzde yağmur tekrar yağmaya başlayınca, bunun kesinlikle bir tesadüf olmadığına inandım. Hatta aynı gün uçakla dönerken şakır şakır yağmur yağıyordu... İşte bu nedenledir ki doğa bize izin verdi diyorum. :)

Neyse balona binmeden önce bizi çay, kahve ve bolca topkekin bulunduğu açık bir alana götürdüler. Malum sabahın körü ve yükseğe çıkacağız, kan şekerimizin düşme ihtimaline karşı bunlardan yememiz önerildi... Daha sonra balonumuza bindik, kemerlerimizi bağladık ve başladık uçmaya. Hava çok açık olmadığı için kaptanımız en faza 350 metreye kadar çıkardı bizi. Sonra da başladık, peri bacalarının arasında dolaşmaya...



Şimdi bu kadehler de nerden çıktı, neler oluyor orada diye düşünebilirsiniz ama işin raconu böyleymiş; balonla iniş yaptıktan sonra şampanya patlatılır ve kutlama yapılırmış, e biz de racona uyduk napalım. :) Şampanyadan sonra sıra geldi uçuş sertifikalarımızı almaya... Artık hepimizin bir uçuş sertifikası var. :)